Sosyal devlet nerede?

0
38
TBMM'deki grup toplantılarına koronavirüs iptali 1

Eşim Serap, 21 marttan beri beni sokağa çıkarmıyor… Ankara’da iki gün güneş açtı. Hadi “bahçeye çıkalım” dedi. Böylece açık cezaevinde güneşin güzelliğini gördüm… Köpeğimiz Maça’yla yaptığımız küçük yürüyüşler olmasa, evdeki bu 10 günü zor geçirirdim.

Hoş,” elle gelen düğün bayram” derler ya! Hepimizin çok dikkatli olması gerektiği ve tüm uyarılara uymak zorunda olduğumuz günümüzde, yaşamak için ailece evde kalmalıyız! Bu vesile herkese “sevdiklerinin yaşamlarını korumak adına evde kalmaları” gereğini hatırlatırım.

Aslında benim gibi vaktinin çoğunu halkın arasında geçirenler için tavsiyem, ”evde kalmanın iyi taraflarını keşfetmeleri!” Kendime yeni uğraşılar buldum. Arşivimi düzenlemeye başladım. Birikmiş yolsuzluk dosyalarını inceliyorum. Okumak için sıraya koyduğum kitaplara başladım. Sosyal medya yoluyla gelen iletiler, uzunca zamandır sesini duymadığım dostların telefonları, gazeteler ve takip ettiğim makaleler zaten zamanımın çoğunu alıyor.

Itiraf etmeliyim ki; bu sosyal izolasyon bana çok değerli bir şey kazandırdı. Eşimi, çocuklarımı ve evimi yeniden tanımamı sağladı! Aslında onların da beni bu günkü halimle, düşüncelerim ve davranışlarımla yeniden tanıdıklarını zannediyorum.

Halkı adına siyaset yapanlar için söylenen bir söz vardır! “Siyasetçinin karısı dul, kendisi kul, parası da puldur…” 37 yıllık siyasi yaşantımda kulluk olmadı ama diğerleri geçerliydi… Oğlum Erdal Yankı bakanlığım sırasında doğmuştu. Büyüdü. Ilk sözü anne oldu. Ama bana, baba demedi. Abi dedi! Arada bir gördüğü babasına bana, Erdal Yankı, evdekiler gibi abi demişti. Neyse o yoğun günler geride kaldı… Şimdi sabah ilk işim, kızımı, damadımı, oğlumu ve nişanlısı aramak oluyor… Kısaca sosyal izolasyonumu ailem ve dostlarımla sosyalleşerek sürdürüyorum!

Mümkün olduğunca Koronavirüs haberlerini izlemiyorum. Sabah aldığım bilgiler ve akşam haberleri yetiyor. TV’ler haber boşluğunu, bilen bilmeyen herkesi ekrana çıkararak “E E sonra ne olacak? sorusuyla başlayıp, o TV yandaşsa resmî açıklamaları, karşıtsa eksikleri söyletmek için çaba gösteriyor! Milleti panik içinde bırakıyorlar umurlarında değil!

Oysa izolasyon kadar sosyalleşmenin de gerekli olduğu bilinci öne çıkartılmalı. Sadece felaket haberleri vererek toplumu korkutmak, böylece insanları zorunlu olarak evlere hapsetmek doğru değil. Aslı olmayan bilgiler devlete olan güveni sarsıyor! Sosyal psikologlar “topluma sürekli felaket haberleri vermek ağır travmaya nedendir. Panik bağışıklık sistemini zayıflatır. “Diyorlar. Korku belki kişiyi hayatta tutar ama panik insanın yaşama direncini yok eder!

Iktidarın Sosyal izolasyon çağrısının başarılı olabilmesi sosyal devletin varlığını yurttaşlarına göstermesiyle mümkündür. Dayanışma sosyal devletin temel kuralıdır! Öncelikle; Evde kalanların her türlü temel ihtiyacının devlet tarafından giderileceğine, çalışamayan ya da işten çıkarılanların gelir kayıpları devlet tarafından karşılanacağına yurttaşın inanması gerekiyor. Devletin tüm kaynaklarının bu olağanüstü dönemde özellikle emekçi, dar gelirli ve de işsizlerin emrinde olduğu inancı toplumda oluşturulmalı. Aksi halde sosyal izolasyon başarılı olmaz. Sokağa çıkma yasağını zorlarsanız, bu kez aç kalan toplum patlar!

Sosyal devlet olma sorumluluğunda olan ülkeler olağanüstü haller için ayırdıkları kaynakları yurttaşlarına karşılıksız sunuyor! Örneğin; 5.3 milyon nüfuslu Norveç, Varlık fonundaki 1.1 Trilyon doları yurttaşlarına dağıtacağını açıklıyor… ABD, doğrudan hane halkına 1200, evliler için 2400 dolar, Sırbistan 18 yaşından büyüklere 100 avro, Güney Kore herkese 810 dolar vereceğini ilan ediyor… Bu ülkeler karşılıksız yardım yaparken Türkiye, yurttaşlarına kamu bankalarından kredi alma yolunu gösteriyor. Peki aç yurttaş nasıl bu krediyi ödeyecek!

Gündelik kazanan, esnaf, çiftçi zor durumda. Bu yıl tarım ürünlerinin rekoltesi düşecek. Çünkü hiçbir önlem açıklanmadı.

Insanlar ölmek istemiyor. Tamam! Ama işi ve aşı olmayan insan aç kalacak.

Aç kalmak ölmekten beterdir!

Devlet varlığı ve büyüklüğünü göstermeli.

Soruyorum; şimdi değil de ne zaman?

F.SAĞLAR