Kılıçdaroğlu: İsraf diz boyu, düşündüğünüzden oldukca fazla

0
30
Kemal Kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki çiftçilerin problemlerine değinirken, “Bu memlekette saman ithal edileceği asla aklınıza gelir miydi? Yem, canlı hayvan, et, mercimek, nohut ithal edileceği aklınıza gelir miydi? Niye ithal ediyoruz? Hangi gerekçeyle… Toprak yok desen var, ziraatçi yok desen var, güneş, su yok desen var. Niye ithal ediyoruz” diye sordu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Başkan konuşurken Samsun’un önemine vurgu yapmış oldu. Samsun, bir tek Samsunlular, Türkiye için değil tüm mazlum ülkeler için misal alınacak bir kenttir. Bu sebeple bu şehir Ulusal Kurtulma Savaşı’nın kıvılcımının atılmış olduğu bir kenttir. Dolayısıyla Samsun’un dünya ve bizim tarihimizde mühim bir yeri vardır. İşgal altındaki bir ülke ve yönetimin işgalci güçleri kendi ülkesine davet etmiş olduğu, boyun eğdiği bir ortamda bir birey, ‘Hepimiz hiç boyun eğemeyeceğiz teslim olmayacağız’, gemileri görmüş olduğu vakit kararlılıkla ‘Geldikleri şeklinde gidecekler’ diyen bir ferdin kentidir burası. Samsun’un dünya bürokrasi zamanı açısında da hususi bir önemi vardır.

Sizinle dertleşeceğim. Ülkenin içerisinde bulunmuş olduğu durumu oldukça iyi bildiğiniz gibi. Ben de biliyorum, siz de bildiğiniz gibi. Benim aklımda da ciddi sorular var, vatandaşın da kafasında ciddi sorular var. Benim düşündüğüm dünyayla, değişik siyasetle oldukca fazla ilgilenmeyen bir ferdin dünyası içinde büyük bir ayrım yok. Ben bir ihtimal problemi ülke, dünya çapında düşünüyorum. O kendi sorununu ev, mahalle, kentinde düşünüyor olabilir. Fakat problemler değişmiyor. Problemler ortak, problemi çözdüğümüz vakit mahallede yaşayan yurttaş da ona hizmet eden muhtar da belediye başkanı da mebus de ve Türkiye de rahatlamış olacak. Problem problemi sökmek.

“TARİHTE İNSANLAR SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN ÇABA HARCALAR”

Bir ülkenin problemi iyi mi çözülür? O şekilde ya, mevcud problemler ki insanlığın tarihinde insanoğlu problemlerini sökmek için gayret harcarlar. Bugün geldiğimiz noktada probleminin çözümü, ya elinizde sopayla ben her şeyi bilirim, çözerim, kimse konuşmasın diyeceğiniz bir otoriter diyet yahut hepimiz oturur, konuşur, tartışırız, aklı hâkim kılarız. Ve bu problemi şu şekilde çözülmeyesi icap eder diye fikir üretiriz. Hangi tercih geçerli olur? Bizim tercihimiz rahmetli Ecevit, (Bülent Ecevit) Ekonomik Toplumsal Konsey diye bir konsey kurmuştu. Bir kararname ile. Şayet bir mesele çıkarsa, işçisi, esnafı hepimiz orada, dertlerini anlatacaklar, karşıda o dertleri çözecek olan Bakanlar, hükümet şu demek oluyor ki… Buyurun beyler anlatın problemi, buyurun beyler bu dertler iyi mi çözülür. Akılla, mantıkla, bilgiyle birikimle hepimiz bu dertleri iyi mi çözeriz?

Ekonomik ve Toplumsal Konseye ne oldu? Kararnameden çıktı ve bir kanun oldu. Her üç ayda bir toplanması gerekiyordu. Yetmedi, anayasal bir müessese oldu. Peki son olarak ne vakit toplandı? 5 Şubat 2009. 2021 yılındayız. Niye toplanmadı? Bir başka sual; bunu ben sormayacağım bir tek, işçi, esnaf, sanayici, ziraatçi, apartman görevlisi, işi olmayan sormuş olacaktır, hepimiz sormuş olacaktır… Bizim derdimiz var diyecek. Bir anayasal müessese var, Ekonomik, Toplumsal Konsey. Bir de Kabine var, başlangıcında da bir birey var. Bu dertleri iyi mi çözeceğiz hepimiz? Benimle konuşmadan benim derdimi kim çözebilir? Ben sorunumu anlatacağım ki çözme makamında olan problemi çözsün. Benden habersiz benim sorunumu bilmesi imkansız ki. Ülkeyi yöneten ferdin ilkin o derdi dinlemesi, oturup hitabı lazım. Bunlar sona erdi, yok artık bunlar.

Devleti kinle, öfkeyle, intikam duygusuyla yönetemezsiniz. Devlet akılla, bilgiyle, erdemle yönetilir. Bu şekilde yöneteceksiniz. Şayet düşmanlığı, intikam duygusunu öne çekerseniz, devlette kavgayı, vatandaşlar arasındaki kavgayı, bölünmüşlüğü gündeme getirirsiniz. Sanayici, ‘Yatırım yapacağım, önümü göremiyorum, dolar ne olacak bilmem’ diyor. Önünü göremezse iyi mi yatırım meydana getirecek.

“ESNAF 40 YIL VERGİ VERDİM, 40 GÜN BAKAMADI DİYOR”

Pandemi periyodu yaşadık, hala yaşıyoruz. Esnaf ne diyor, ’40 senedir vergi verdim bana 40 gün devlet bakmadı’ diyor. Haklı mı, haklı. Ziraatçi perişan vaziyette. Baktığınız vakit elektrik, deva, gübre, tohum zamlı. Yem dahil olmak suretiyle dışarıdan geliyor. Dışarıdan ulaşınca bedelini dolarla ödüyorsun. Peki yurttaş iyi mi geçinecek. Yeni bir stratejiye, çözüm anlayışına ihtiyacımız var. Devleti informasyon ile yönetmeliyiz. Demokrasi içerisinde yönetmeliyiz, insanoğlu düşüncelerini rahatça anlatım edebilmeliler. Bürokrasi kurumu rahatça eleştirilebilmeli. Gerekirse en sert eleştiriye bürokrat tahammül edebilmeli. Yanlışını farkına varmalı, yanlışında ısrar etmemeli. Bunu yapmak bizim elimizde. Çocuklarımız, geleceğimiz, bayrağımız, en önemlisi tarihimiz için yapmak zorundayız.

“MUHTARLARIN YETKİLERİ ARTIRILMALI”

Demokrasimizi güçlendirmeliyiz. Demokrasiyi güçlendirmenin ilk adımı muhtarların yetkisini çoğaltmak, muhtarlık kurumuna ehemmiyet vermekle adım atar. Şayet muhtarlık kurumuna ehemmiyet vermiyorsanız, oturmuş olduğu yer bile kiralıksa, almış olduğu maaş değil ödenekse, izine ayrılmış olduğu vakit ödeneği kesiliyorsa, kendi belediyesi mahallesiyle alakalı bir karar aldığında muhtarın haberi olmuyorsa muhtar neye fayda hal böyle olunca? Demokrasiyi güçlendirmek istiyorsanız, ilkin muhtarlık kurumunu güçlendirmeniz lazım. Yüz küsur kanunda muhtarın ismi geçer. Ne siz bilirsiniz ne de ben. Sizin bağımsız bir muhtarlık kanununuz var mı? Yok, niye yok. Taşınmazınız var mı? Yok, niye yok. Seçimle gelenlerin var, siz de seçimle geldiniz. Üstelik mebus seçiminden oldukca daha mühim. Bu sebeple siz adınızla, bilginizle, kimliğinizle mahalledeki, kırsaldaki sevginizle seçiliyorsunuz. Milletvekillerini ulus seçmiyor. Sizin önünüze genel başkanlarının alt alta yazdığı bir sıralama var, gel dibine mühür bas diyorlar. Siz mebus seçmiyorsunuz. Darbe döneminde oldu. Peki darbelere karşı çıkan bunu değiştiriyor mu? Değiştirmiyor, ‘bu şekilde kalsın’ diyor.

Bu memlekette saman ithal edileceği asla aklınıza gelir miydi? Yem, canlı hayvan, et, mercimek, nohut ithal edileceği aklınıza gelir miydi? Niye ithal ediyoruz? Hangi gerekçeyle… Toprak yok desen var, ziraatçi yok desen var, güneş, su yok desen var. Niye ithal ediyoruz. Samsun’u bildiğiniz gibi, Samsun sigarasını, tütünü bildiğiniz gibi, ne oldu Tanrı aşkına! Dışarıdan tütün ithal ediyoruz ve yabancı sigara içiyoruz. Hepimiz internasyonal tekellere hizmet etmek için mi bu ülkeyi kurduk. Yoksa bu devleti hepimiz çiftçimiz, esnafımız, sanayicimiz kazansın diye mi kurduk? Yozgat’ın kokulu mercimeğini unuttuk ya. Harran ovası, Konya ovası, Çukurova duruyor. Su yok dostlar, su var fakat yok. Ziraatçi ektiği ürünün karşılığını alamazsa niye üretsin.

Devletin kaynakları nerelere ne kadar kullanılıyor, bilmiyoruz. Ödenen vergilerin nerelere harcandığını bilmiyoruz. İsraf diz boyu, düşündüğünüzden oldukca fazla. Bir devlet başkanının 13 adet uçağı olmaz dostlar. İnsaf ya. Çocuklar yatağa aç giriyor bu ülkede. Aç insanoğlu var. 10 milyonu aşkın işi olmayan var bu ülkede. Baba ve çocuk aynı evde karşı karşıya bakamıyor. Baba çocuğuna harçlık veremiyor. Konteynerlerden beslenen milyonlar var bu ülkede. Yarın sandık kurulacak, sizden tek isteğim sandığa giderken elinizi vicdanınıza koyarak oy kullanın. Benim sorumluğum var, doğru fakat sizlerin de sorumluluğunuz var. Seçeni ben seçmiyorum siz seçiyorsunuz. Bir tek ben oy kullanmıyorum, siz de oy kullanıyorsunuz.”