Karamollaoğlu: AK Parti’nin kaderi Türkiye’nin kaderi değildir

0
30
Temel Karamollaoğlu

Mutluluk Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye ile AK Parti’nin kaderi bütünleşmiştir” laflarını eleştirerek, “Kendi taraftarlarınızı size muhalif olanlara karşı kin ve nefretle dolduruyorsunuz. Bugün huzursuz bir camia, sevinçli bir azınlık kurmak AK Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir. Nefret tohumları ekerek, değişik düşünceleri hainlikle itham ederek siyasal ömrüne geçinmek Ak Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir” dedi.

Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlemiş olduğu görüşmede gündemi değerlendirdi.

bizim ülkemizde gün geçtikçe hakkaniyet kurumu ve adalete olan güvenin birazcık daha örselendiğini söyleyen Karamollaoğlu, Mafya, politika ve medya üçgeninde ortaya atılan iddialar, hukuksuz ve karanlık işler, güç ve kabahat ortaklıkları artık mide bulandırıcı bir hal almıştır. Esas kaygı verici ve üzücü olan bu kadar pis ortaklıkların ortaya saçılması karşısında kimsenin kılının kıpırdamamasıdır. Elbet yetkililerden bahsediyorum. Idare, hakkaniyet mekanizması bunların üstüne gitmek zorundadır” dedi.

Karamollaoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın “Mahkemelerin hakkaniyet arayışına yanıt veremediği yerde hukuk dışı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır” açıklamasını oldukca anlamlı ve değerli gördüğünü dile getirdi.

Temel Karamollaoğlu’nun açıklamaları şu şekilde:  

  • Üniversite imtihanları da gerçekleşti geçtiğimiz hafta. Doğal olarak pandemi periyodu içinde gerçekleşen bu imtihan hakkındaki hepimiz şikâyetçi oldukca zor bir imtihan gerçekleştirilmiş. Türkiye’deki sınav sistemi herhalde dünyanın en beceriksiz ve en kalitesiz sınav sistemi! Bu imtihan sistemlerinin yine düzenlemesi gerekiyor. Ben İngilizce bildiğimi düşünüyorum fakat güvenli olun, İngilizce sorularına bakınca şaşırıyorum. Bu kadar ince ayar sorularla bir öğrencinin İngilizce seviyesini ölçemezsiniz. Bu meydana getirilen ülkemize yarar sağlamaz, şu sebeple bu konuların bilhassa de imtihan sisteminin ele katılması gerektiği kanaatindeyim.
  • Üzülerek anlatım ediyorum; gün geçtikçe hakkaniyet kurumu ve adalete olan emniyet duygusu birazcık daha örselenmektedir. Mafya-siyaset-medya üçgeninde ortaya atılan iddialar hukuksuz ve karanlık işler, güç ve kabahat ortaklıkları artık mide bulandırıcı bir hâl almaktadır. Esas kaygı verici ve üzücü olan bu kadar pislik ortalığa saçılmış olduğu şekilde kimsenin kılının kıpırdamamasıdır. Idare, hakkaniyet mekanizması, bütün kurumları ile bunların üstüne gitmek zorundadır. Bu sessizlik ve görmezden gelme hali, görevli olan her insanın bilvasıta olarak suça katıldığı anlama gelir. Bu kadar ağır iddialar karşısında; iktidar suspus, savcı ve hakimlerin sanki eli kolu bağlı, medya ise tek satır haber bile yapamıyor. İddialar ve ortaya saçılan pisliklerin her biri birbirinden vahim; içerisinde bulunduğumuz bu vaziyet ise hepsinden daha vahimdir.
  • AYM Başkanı Sn. Zühtü Arslan‘ın yaptığı açıklamaları anlamlı ve de değerli görüyorum. Sn. Zühtü Arslan, “Mahkemelerin hakkaniyet arayışına yanıt veremediği yerde, hukuk dışı arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdır” diyor. “Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan yahut iradesine ipotek konmasına müsaade eden kişiden egemen olması imkansız” diyor ve George Orwell’dan, Kant’tan alıntılarda yaparak vurgusunu pekiştiriyor. Mutluluk Partisi olarak, up uzun bir süredir altını çizdiğimiz bu hususların şimdi bir de AYM Başkanı tarafınca dile getirilmesini mühim bir büyüme olarak görüyoruz. Bir tek lafda kalmamasını temenni ediyoruz. George Orwell’e bir atıf da ben yapmak isterim. Şöyleki bir cümle geçer ünlü 1984 romanında; “Aslına bakarsak hiç bir şey yasa dışı değildi; zira artık yasa diye bir şey yoktu.” Aslına bakarsak yasa diye bir şey var fakat yasa dışılığa adapte edilen yasalarımız var kanunlar devamlı değişiyor. Kanunların bu kadar değişmiş olduğu ülkede siz adaleti tesis edemezsiniz.

Ağzını açan hepimiz gözaltına alınıyor

  •  Bizim prensiplerimizin içerisinde; adaletle, liyakatle ve şefkatle beraber bir de terbiye ve insaf prensibi vardır. Şayet bizler insafı bir kenara bırakırsak devlet zulüm mekanizması haline gelebilir. Bölme’de geçen hafta polisin eylemlere müdahale ederken gösterdiği tavırda son aşama düşündürücüdür. Evinin balkonundan polise seslenen ve “Bomba atıyorsunuz, çocuklar korkuyor burada” diyen yurttaş polis tarafınca anında gözaltına alınıyor. Ağlayalım mı gülelim mi bilemiyoruz. Foto muhabiri Bülent Kılıç’ın boğazına basılarak gözaltına katılması da Türkiye’nin geldiği içler acısı hal için bir başka misal. İnsanlar durduk yere hakarete uğruyor, “ağzını açan hepimiz” gözaltına alınıyor. Gücü eline geçirenler, hukuku çiğneyerek her istediğini yapacağını zannediyor. Türkiye bir polis devleti haline getirilmemeli. Bu hukuksuzluklara alet olanlar da bilmeli ki; bunların hesabı gün gelir sizlerden sorulur.
  • Huzurlarınızda, iktidara ve adli kurumlara vicdani bir çağrıda bulunmak isterim. Ayşe Özdoğan adlı bir bayan günlerdir sesini toplumsal medya üstünden duyurmaya çalışıyor. Kendisi bir devre yurt yöneticiliği yapmış, şu sebeple hakkındaki oluşturulan bir davada 9 sene 1 ay hapis cezası almış. Eşi de iki senedir hapiste, 8 yaşındaki çocuğuna (Tek evladı var) bakan sadece kendisi var; bunlardan daha vahimi ise Ayşe Özdoğan kanser hastası. Kemik ve doku nakli olmuş. Şu anda rahatsızlık beynine sıçramış. %72 engelli niteliğinde. Bu şartlarda hapse girerse yaşamını yitirme tehlikesi ile yüz yüze duracak. Buradan bir çağrıda bulunuyorum; hem adil aynı zamanda vicdanlı olmak lazım. Bu şekilde vahim bir vaziyet var Tanrı rızası için müdahale edin. Birazcık vicdanınız yerine bakılırsa harekete geçsin. Benden mi değil mi diye yaklaşmayın Tanrı rızası için bu mevzulara. Borsaların kurulduğu, parası olanların rüşvet vererek ceza almaktan kurtulmuş olduğu bir ülkede parası ve kimsesi olmayan gariban vatandaşlara reva görülenler kabul edilemez.
  • Marmara Denizi müsilaj tehdidi ile karşı karşıyayken, küresel iklim krizinin gün geçtikçe sertliğini arttırdığı bir süreçten geçerken, daha da vahimi büyük İstanbul depremini beklerken; ne yazık ki iktidar, “Kalan İstanbul”u dert edinmek yerine; “Kanal İstanbul“a odaklanmış durumdadır. Ama giderayak icra ettikleri bu projenin maliyeti ve getireceği sıkıntılar ise geleceğimizi ipotek dibine alacağa benziyor. Şimdi geldiğimiz noktada bu hatalı iktisat politikaları, borca, betona ve israfa dayalı yatırım anlayışı, Kanal İstanbul ihtirası ve direnmesi yüzünden, ülkemizin ve insanımızın bir yüzyılı daha çalınmak isteniyor. Mevcudiyet fonuna yeni ilaveler yapılıyor, MKEK’ya A.Ş. statüsü verildi. Yap – İşlet- Devret kurumları yabancılara satılıyor. Doğrusu geleceğimiz ipotek dibine giriyor. Fakat ruhsal eşik aşılmıştır, metal ve mental bitkinlik iyice kendini hissettirmeye başlamış vaziyettedir. Hepimiz buradan bir defa daha uyarıyoruz; giderayak ülkemize bu kötülüğü yapmaktan vazgeçin.
  • Sayın Erdoğan geçmiş günlerde icra ettiği bir başka açıklamasında ise; “Türkiye ile AK Parti’nin kaderi adeta bütünleşmiştir. Türkiye’yi seven AK Parti’yi seviyor, Türkiye’den nefret eden bizlerden de nefret ediyor” ifadelerini kullandı. Ilk olarak bir kimsenin herhangi bir partiyi sevmemesi, ülkesini sevmesine mani değildir. Bu bir mantık kargaşasıdır. Kendi taraftarlarınızı size muhalif olanlara karşı kin ve nefretle dolduruyorsunuz. Bu size de ülkeye de yarar sağlamaz. Yapmayın etmeyin. Ve Türkiye’nin kaderi hiç bir süre bir partinin yahut bir bireyin kaderi ile bütünleşmemiştir, bütünleşmeyecektir. Bir ülkenin kaderinin; bir bireyin yahut bir partinin kaderiyle bir araya gelmesi o ülkenin karşılaşacağı en büyük felaketlerdendir.

AK Parti’nin kaderi Türkiye’nin kaderi değildi

  • Bugün yolsuzluk, rüşvet ve rant; AK Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir. Bugün saygınlık uğruna israf etmek, erkek kayırmak ve bir kişiye sorgusuz sualsiz itaat; AK Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir. Bugün huzursuz bir camia, sevinçli bir azınlık kurmak AK Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir. Bugün nefret tohumları ekerek, değişik düşünceleri hainlikle itham ederek siyasal ömrüne geçinmek Ak Parti’nin kaderi olabilir fakat Türkiye’nin kaderi değildir. İnsanımız iktidardan ümidini kesti. Arayış içerisinde.