Haber Analiz: Zafer mi son çırpınış mı?

0
45
Ayasofya namaz

Erdoğan bırakın kuruluş felsefesini iki yıl önce durduğu yerden de giderek uzaklaşıyor. Sesinin bile ulaşmadığı yüzde 50’yi, 60’ı bir kenara koyarak sadece muhafazakâr-milliyetçi kesime konuşmaya, onları etrafında tutmaya çalışıyor

Tabi linç edilmeye çalışılan kadın makinistten, Beyazıt-Sultanahmet hattında tacize uğrayan başı açık kadınlardan, hatta Diyanet İşleri Bakanı’nın Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü hedef alan konuşmasından bile bahsetmediler. Yaşananları AKP-MHP bloku için büyük bir zafer, Cumhur Başkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın ifade ettiği gibi “milat” olarak gördüler. Yaşananlar koalisyon için son birkaç yıldır olmadığı kadar iyi görünüyordu. Peki gerçekte durum öyle mi?

350 BİN NEDİR?

Erdoğan AKP’nin yüzde30’lara kadar çekildiğinin farkında. Hatta kendi oyunun bile yüzde 40’ların hemen üstüne sabitlendiğini önündeki kamuoyu yoklamalarından görüyordur. Yaklaşık iki yıldır Erdoğan’da, AKP’de, hatta ortağı MHP’de önlenemez bir erime yaşanıyor. Bu yüzden Erdoğan iki yıl önce durduğu yerden giderek uzaklaşıyor. Artık toplumun yüzde 50’sini bırakın ikna etmeyi, bu kesime sesi bile ulaşmıyor. O yüzden toplumun yüzde 30’unun biraz üstü ile ifade edilen muhafazakâr-milliyetçi kesime konuşmaya, onları etrafında tutmaya çalışıyor.

Bu yüzden Kırcı’nın televizyonlara çıkarılmasıyla Ayasofya, benzer hassasiyetlere seslenen ortak hamleler olarak okunmalı. Toplumun en geri ama elinde kalan tek dinamik ve hareketli kesimine tutunmaya çalışıyor. Bu açıdan Ayasofya’da toplandığı iddia edile 350 bin sayısı büyük bir kalabalık değil giderek daralan sınırlarını en net ifadesi olarak görülmeli.

BÖYLE DEVAM EDECEK

AKP’den ve Erdoğan’dan reform bekleyenlerin sayısı nihayet azalmaya başladı. Çok açık ki Erdoğan tek şeridi olan ve tek yöne giden bir yola çoktan girdi. Geri dönme, yoldan sapma ya da makas değiştirmek gibi şansı kalmadı. Bu ve benzeri hamlelerle elinde kalan son kesime sırtını dayayarak ilerlemeye çalışacak. Altında ezildiği ekonomik sorunları görünmez kılmak için sürekli ajite ettiği bu toplulukla sokakları, kolluk kuvvetleri ve yargısıyla da muhalefeti kontrol etmeye çalışacak.

SEÇİM OLACAKSA…

Bu girilen yol seçim ve siyasal partiler yasasında bir değişimi zorunlu kılıyor. Tabi eğer seçim olacaksa. Erdoğan geçen hafta yaptığı konuşmada bunun sinyalini de verdi. “En doğru sistem bizimkisi demiyoruz” diyerek yeni bir model arayışlarından da vazgeçmediğini ifade etmiş oldu. Tek sorun muhalefetten az oy alarak nasıl iktidar kalınacağı. Bu bir formülle çözüldüğü an sandık önümüze gelebilir. Bu mümkün değil diye düşünmeyin. 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 33 alıp TBMM’nin yüzde 65’ini sahip olan bir partiden bahsediyoruz.

MUHALEFET BELİRLEYECEK

Daralan, toplumun her düzeyde üretken kesimlerinden uzaklaşan (gençler, çalışanlar vb.) bir siyasetin iktidarda kalma şansı yoktur. Bu cümle kitabi olarak doğrudur. Yukarıdan bakınca Erdoğan ve AKP için de gidiş net biçimde görünüyor. Ama en genel doğruyu ifade ediyor diye kimse mutlaka böyle sonuçlanacak diye bir iddiada bulunamaz. Bunu iktidarının yapacaklarından çok muhalefetin yapamadıkları daha doğrusu yapmadıkları belirleyecek. Maçı tribünden izleyen ve sırasının gelmesini bekleyen muhalefetin Erdoğan’ı durdurma şansı yok. AKP-MHP bloğu sokağı kontrol ederken kuracağı yeni siyasal ömrünü uzatacağı gibi kurgu ömrü, kafasındaki sistemi daha da tahkim etme şansı yakalar.