EastMed projesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kazanımlarını nasıl etkiler?

0
36
EastMed projesi

Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa’ya gaz taşınması planlanan EastMed boru hattı projesine, İsrail’den onay da geldi. İsrail yönetiminin yıllardır tartışılan bu 900 kilometre uzunluğundaki boru hattı projesine dönük hamlesi, zamanlaması itibarıyla neyi anlatıyor? Proje hayata geçtiği takdirde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlık ve kazanımları nasıl etkilenir? SiyasiPortal’in bu sorularını, enerji uzmanı Volkan Aslanoğlu yanıtladı.

‘Doğalgaz boru hatları, hem yapımı uzun süren hem de uzun vadeli siyasi işbirliği isteyen projeler’

Aslanoğlu “Genelde dikkatlerden kaçıyor olsa da kaya petrolü/gazı devriminden doğalgaz piyasası da en az petrol piyasası kadar etkilendi. LNG (Sıvılaştırılmış doğal gaz) ifadesini de artık çok sık duymamızın temel sebebi bu. Alışkın olduğumuz üzere artık doğalgazın boru hattı ile değil LNG halinde tankerler vasıtasıyla ticareti daha çok yapılıyor. Fakat çevremizde halen doğalgaz boru hattı projelerine dair oldukça haber okuyoruz. Bunun temel sebebi ise boru hatlarının enerji ile alakalı oldukları kadar politik alt yapıları da olmaları. LNG basit bir al-sat marketi iken, doğalgaz boru hattı gerek yüksek ilk yatırım maliyeti, gerekse uzun süren yapım aşaması ve daha da uzun süreli alıcı-satıcı anlaşması ile siyasi bir kooperasyon da istemektedir” dedi.

İsrail, EastMed’in önünü açarak aslında neyi onaylamış oldu?

İsrail’in EastMed onayının Türkiye’nin 1974’te gerçekleştirdiği Kıbrıs Harekatı’nın yıldönümünü takip etmesinin, Ankara’ya dönük bir siyasi mesaj içerdiğine işaret eden Aslanoğlu “İsrail’in aslında neyi onayladığını doğru analiz etmek gerekir. Öncelikle bu onayın Kıbrıs Harekatı’nın yıldönümünün hemen akabinde olması manidar, bunu siyasi bir mesaj olarak algılamak lazım. Zira EastMed’in diğer iki taraf ülkesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan bu proje için 2 Ocak’ta imza atmıştı. Öte yandan İsrail, sadece bu proje için doğalgaz sağlayabileceğinin güvencesini veren bir konuda imza atmıştı. Doğalgaz piyasasının alıcının hakim olduğu piyasa (buyer’s market) olduğu şu dönem herhangi bir doğalgaz satıcısının böyle bir anlaşmaya atlamaması zaten saçma olurdu. Üstelik Türkiye’yi dışarıda bıraktığımızda Doğu Akdeniz blokunda doğalgaz ticareti açısından en rahat durumda olan ülke İsrail. Zira gazını hem Mısır’a hem de Ürdün’e satmakta. Bu iki ülke de bu durumdan hoşnut olmadığı aşikar olsa da, bölgesel politikalardaki çıkarları için birtakım şeylerden ödün vermek zorundalar” diye anlattı.

‘Proje gerçekçi veya mantıklı değil’

Aslanoğlu, projenin gerçekçi veya mantıklı bir proje olmadığının altını çizerek “Öncelikle proje doğalgaz marketindeki global trendleri ve ekonomik kaygıları göz önünde bulundurulduğunda gerçekçi veya mantıklı bir proje değil. Ancak AB, enerji güvenliğini ve tedariğini genişletmek adına maliyetteki artışı göz önünde bulundurur ve bu bölgeye stratejik rezerv muamelesi yaparsa ancak o zaman gerçekleşebilir bir proje olarak ifade edilebilir. Bu durumda bile Doğu Akdeniz’de çok ama çok kararlı bir politika sergilemesi gerekiyor, zira Türkiye’nin bu noktadaki kararlı politikası ülkenin son beş yıldaki sondajların neredeyse tamamını yapmasını ve sismik olarak bölgenin tamamına yakınını taramasına katkı sağladı. Böyle bir kararlılığı gösterebilmek ise AB adına değerli bir sınav olacaktır” diye devam etti.

Yunanistan’ın tepkisi neden giderek daha sert hale geldi?

Doğu Akdeniz’deki çekişmede sesini giderek daha fazla yükselten Yunanistan’ın durumunu da değerlendiren Aslanoğlu “Gelelim Yunanistan’ın sesinin neden bu kadar yüksek çıktığına. Bu da tamamen yepyeni bir potansiyel gaz sahası olan ve Girit Adası’nın hemen güneydoğusunda bulunan Heredot Havzası kaynaklı. Heredot, Leviathan sahasının bir zamanlar olduğu gibi büyük potansiyel sergiliyor. Bölgede henüz bir aktivite yapılmadı fakat Libya ile yapılan anlaşma ile Türkiye Petrolleri bu bloklarda arama yapabilecek hale geldi. Sismik araştırmalar çok önemli olmasa da sondaj vurulduğu an yine tüm dinamikler değişecektir. Zira Türkiye’nin Kıbrıs’ın güneyine inmesi ile ENI GKRY’nin ruhsat verdiği alanlarda güvenliğini sağlayamadığı gerekçesiyle sondaj planını revize edip, bu ruhsat alanındaki aktivitelerini önümüzdeki senelere ertelemişti” ifadelerini kullandı.

‘Özellikle Kovid-19 sonrası Doğu Akdeniz’de büyük ve garantili sahalara yönelindi’

Aslanoğlu “Son bir gelişme daha oldu gözlerden kaçan. Bu da Chevron’un İsrail, Mısır ve GKRY’nin İsrail sınırındaki doğalgaz yataklarının sahibi olan Noble Energy’i satın alması oldu. Bu konuda yapılabilecek okuma şu, bölge için çok büyük önem teşkil etse de, üretim yapılan yerler hariç Doğu Akdeniz’deki bu gaz sahaları Chevron gibi firmalar için öncelik açısından çok gerilerde. Dolayısıyla Kovid-19 kaynaklı ekonomik daralma yaşanan ve dolaylı olarak petrol fiyatlarının düşmesi de çok büyük etken olduğu şu günlerde, bu tarz büyük firmaların bu tarz ufak sahalardansa Permian gibi daha büyük ve garanti sahalara yatırım yaptığı da aşikar. Dolayısıyla Chevron’un da bu bölgeye dair beklentileri gelecek açısından bize fikir verecektir diye ekledi.

Yazıda ifade edilen görüş ve düşünceler, SiyasiPortal’ın görüşlerini yansıtmayabilir.