Rejim türbülanstan çıkamıyor

0
57
Saray

Son zamanlarda yaşanmış olan pek oldukça büyüme idare krizini aşamayan Saray diyetinin artık dikiş tutmadığını gösteriyor. Yangını söndürmeye çalışan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çabaları kifayetsiz. İçeride derinleşen çatlakların yanı sıra dış politikada verilen tavizler yalnız yangına odun taşıyor. Pasta küçüldükçe iktidarı gerçekleştiren irili ufaklı menfaat grupları birbirine giriyor. Ülke Saray’ın bekası için emperyalistlere peşkeş çekiliyor. Siyasetbilimciler ve toplumcu parti temsilcileri, bu fena gidişatın sadece örgütlü, kitlesel, topyekûn bir karşı çıkışla durdurulabileceğini vurguluyor.

Organize kabahat örgütü elebaşısı Sedat Peker’in itirafları ile ortalığa saçılan pis ilişkiler ağı, bürokratlardan medya mensuplarına, uyuşturucu ticaretinden 90’ların karanlık figürlerine dek geniş bir çemberi kapsıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Asil’nun akıbeti benzer biçimde 7 Haziran 1 Kasım arası kanlı dönemi hatırlatan HDP saldırısı da pek oldukça suali bununla beraber getiriyor. İktidarın ömrünü uzatmaya çalışan Saray yönetiminin, dümeni yine NATO ve Amerika eksenine kırma yönelimi iç siyaseti de yine dizayn ediyor. Kimi erkek oyuncular sahneden alınırken oyun, yeni erkek oyuncular üstüne kuruluyor. İrili ufaklı iktidar ortakları bu kaotik ortamda pozisyon almaya çalışıyor.

TOPLUMSAL RIZAYI ÜRETEMİYORLAR

Son birkaç aydır yaşanmış olan gelişimleri hem birbiriyle ilişkilendirmek bununla birlikte AKP’nin inşa etmiş olduğu diyet bağlamına oturtmanın önemine dikkat çeken Akademisyen Fatih Yaşlı, “Saray diyetinin içeride ve dışarıda giderek dikiş tutmaz bir hale geldiğini, sosyal rızayı üretmede giderek zorlandığını görüyoruz” değerlendirmesini yapıyor.

AKP İktidarının Batı’ya yönelme hamlelerini yorumlayan Yaşlı laflarını şöyleki sürdürüyor: “Kriz derinleştikçe ve sandık güvence olmaktan çıktıkça AKP para bulabilmek için Batı’yla yeni bir düzlemde buluşmak için ardı ardına adımlar atmaya başladı. Biden yönetime döner dönmez Montrö’nün münakaşaya açılması, Rusya karşıtlığı üstünden Amerika’ye yanaşma adımlarından bir tanesiydi. Keza Ukrayna ve Polonya’ya SİHA satışları da öyleki. Rusya’yla beraber Çin’in de hedef tahtasına yerleştirildiği son NATO zirvesinde Kabil Havalimanı’nı korumaya talip olunmasını da yeniden bu çerçeveden okumak gerekiyor.”

BİRLİK YOK, RANT KAVGASI BÜYÜK

Krizin bununla birlikte tutumsal ve siyasal rant pastasını daraltıp iktidar içi klik ve hizipleri birbirine düşürdüğüne dikkat çeken Yaşlı, şimdilik dışarıya ‘birlik’ görüntüsü verilse de içeride siyasal ve tutumsal rant için birbirleriyle boğuşmaya devam ediyorlar” diyor. Yaşlı, HDP saldırına ait ise, “Sandık uğruna çok da fazla uzak olmayan bir gelecekte neler yapılabileceğinin ve topluma 7 Haziran-1 Kasım döneminin yine yaşatılabileceğinin bir işareti olarak okunmalı. Sonuç itibarıyla karşımızda sarsılmaya başlamış olan fakat sosyal muhalefetin müdahalesi olmaksızın düşmeyecek olan, düşmemek için hiç bir şeyi yapmaktan kaçınmayacağını bildiğimiz bir diyet var” ifadelerini kullanıyor.

***

SBK’nin 225 sene hapsi isteniyor

Amerika Hakkaniyet Bakanlığı, Avusturya’da 19 Haziran’da gözaltına alınan SBK Tüm ortaklık Idare Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz ile alakalı iddianamenin “gizliliği”ni kaldırdı. Amerika Hakkaniyet Bakanlığı, pazartesi günü akşam saatlerinde Korkmaz ile alakalı, “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamalarıyla dava açıldığını duyurdu. Avusturya yargısı, Korkmaz’ın, “Amerika’ye iade talebinin görüşülmesi için” 5 Temmuz’a kadar tutuklu kalmasını kararlaştırdı.
Korkmaz’ın avukatları ise ile alakalı Türkiye’de de kara para aklama davası görülen ve iadesi istek edilen müvekkillerinin Türkiye’de yargılanmak istediğini söylemişti. Amerika’de üstündeki gizlilik sonucu kalkan iddianamede Korkmaz’ın, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları vesilesiyle 133 milyon dolar kara para akladığı iddia ediliyor. Korkmaz’ın kara para aklama yöntemiyle elde etmiş olduğu gelirlerin de, Amerika’nin Utah Mahkemesi’nde Kingston ailesi üyeleri ve Lev Aslan Dermen’in (Levon Termendzhyan) yenilenebilir yakıt vergisi teşvikinden faydalanarak Amerika Hazinesi’ni dolandırmakla suçlandığı yolsuzluk ağıyla bağlantılı olduğu öne sürülüyor. Korkmaz ve işbirlikçilerinin, “yolsuzluk yöntemiyle elde edilmiş gelirlerle aklanan paraları Borajet havayolu şirketini, Türkiye ve İsviçre’de otelleri, Queen Anne isminde bir yatı, İstanbul’da Boğaz’da bir villa ve apartman dairesini satın almak için kullandıkları” iddia ediliyor. Korkmaz, kara para aklamadan suçlu bulunursa 20 yıla kadar hapis, suçlu bulunmuş olduğu her bir para transferiyle dolandırıcılık suçlamasından da 20’şer yıla kadar hapis, yargıyı ve soruşturmayı kısıtlama suçundan da 5 sene hapis cezasıyla yüz yüze. Savcılık suçlu bulunması niteliğinde Korkmaz için toplam 225 yıla kadar hapis cezası istiyor.

‘Dede’ yazışması

İddianamede, Korkmaz’ın, “Dede (grandfather) (grandpa)” kod adıyla birtakım isimsiz hükümet yetkilileri vesilesiyle Jacob Kingston ve Isaiah Kingston’ı ‘ihtimaller içinde federal soruşturmalardan koruma vaadinde bulunmuş olduğu’ öne sürülüyor ve bu vaadin ise realist olmadığı belirtiliyor. İddianamede ek olarak, kara para aklama yöntemiyle elde edilmiş olduğu öne sürülen göç eder ve taşınmaz mülklere el konulması talebi var.

***

Taraftar medya pozisyon almayı bekliyor

Saray’daki çatlak taraftar basına da yansıdı. Peker’in iddialarının hedefindeki İçişleri Bakanı Süleyman Asil’ya bir iki gazete haricinde yer verilmiyor. Karşı cenahta bir bekleyiş ve suskunluk hakim. NATO Zirvesi, Amerika Başkanı Biden ile Erdoğan görüşmesi, iç ve dış siyaseti hareketlendiren onlarca vakaya karşı taraftar medya açıktan tasarruf almaya çekiniyor. Bu gazetelerin manşetlerini aşının hızlanması, Azerbaycan’la meydana getirilen Soçi Anlaşması benzer biçimde mevzular süslüyor. Yeni Şafak, NATO Zirvesi öncesi günlerce Amerika ve NATO karşıtı manşetler atarken zirvenin arkasından sıcak mesajlar verildiğini duyuruyor. Havuz medyası her an değişebilecek güç dengelerine nazaran pozisyon almayı bekliyor.


SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Lider İşleyen: Büyük bir direniş potansiyeli var

Ortalama birkaç aydır yaşanmış olan bu vakalar, sadece erkek diyeti altında ülkenin içerisine sürüklendiği durumu apaçık bir halde göz önüne seriyor. Ayrıca gözlerden kaçan minik bir tafsilat, Süleyman Asil’nun Peker’in itirafları karşısında kendisini kurtarmaya çabalarken AKP açısından yeni itiraflara başvurmaktan da kaçınmamış olması. Örnek olarak muhalefetin günlerdir peşine düşmüş olduğu 10 bin dolar maaş alan eski AKP’li vekil meselesini Asil ortaya attı. Kendisinden önceki İçişleri Bakanı’ndan para sayma makinelerine vurgu yapması da bu şekilde. İşin bu tarafı üstünde pek durulmuyor. Çok açık ki AKP içerisinde 15 Temmuz öncesine benzer bir çatışma ortamı yaşanıyor. Bu şekilde bir durumda yalnız on bin dolar alan insanın peşine düşülmesi karşıcılık adına izlenen siyasetin zafiyetini de gösteriyor.

Tüm bunlar kuşkusuz iktidar cenahının ne kadar büyük bir çürüme içerisinde bulunduğunu gösteriyor. Ülkenin tepesine çöreklenmiş bir kabahat şebekesi, bir o denli pervasızlaşmış durumda. Erdoğan, bu dağılma karşısında Amerika’den güç alarak iktidar ömrünü uzatmak suretiyle bir takım hamle de gerçekleştiriyor. Afganistan’da Amerika ve NATO jandarmalığına gönüllü oldu; Karadeniz’in bir NATO gölü olması hamleleri için Montrö’yü dahi münakaşaya açarak dahil oldu. Sadece bu adımlar dahil her tür hamle hizipleşmeleri derinleştirmeye, açmazları büyütmeye devam ediyor.

Peker’in ifşaatıyla ortaya dökülen rezillikler, ülkede yaşanmış olan büyük talan ve yolsuzluk dağının gözüken ucu, yalnız minik bir parçasından ibaret. İktidar gücünün denetimsiz tek bir elde toplanmasından meydana gelen, tüm ülkeyi ve devlet yapısını Marmara’daki deniz salyası benzer biçimde saran bu rezilliklerden kurtulmanın pek rahat olmayacağı da ortada. Öyleki muhalefetin meydana getirdiği benzer biçimde iktidar kanadının kendi elleriyle ortaya yem atar benzer biçimde dökülen mevzuları köpürterek hiç bir yere varılamayacağı da ortada. Topluma, “Tarzı bekleyin ve iktidara ulaşınca her şey düzelecek” demekten öte oldukça ciddi bir savaşım döneminin gerekliliğiyle karşı karşıyayız. Bir umutsuzluk olarak ortaya çıkan bu tabloyu değiştirecek oldukça geniş direniş potansiyellerinin olduğu da aleni. Bugün, bizlere düşen repertuvar bu direnç güçlerini ve camia içerisinde solu, bağımsız bir güç olarak örgütlemek suretiyle savaşım etmek olmalı. Bu karanlık tek erkek diyetinden çıkış mücadelesini, tüm karşıcılık güçleri olarak birleşerek sürdürmemiz ne kadar zorunluysa toplumcu solun laiklik, kamuculuk, demokrasi ve eşitlik temelindeki kendi değerlerine dayalı bağımsız örgütlenmesinin güçlendirilmesi de emekçi sınıfların olmasıyla birlikte ülkemizin geleceği açısından da yaşamsal bir zorunluluktur.


Bürokrasi Bilimci Seren Selvin Korkmaz: Su alan gemiden atlama yarışı başladı

Türkiye’de son dönemde yaşanmış olan vakalar iktidar açısından bir sürekliliğe işaret ediyor. Bu sürekliliğin ismi; yönetememek. Sedat Peker meselesinden bakanlar ve bürokratlarla alakalı ortaya çıkan iddialara kadar gündemi meşgul eden pek oldukça mevzu Türkiye’nin diyet dinamikleriyle açıklanabilir. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi çevresinde şekillenen ve artık sultanistik diyet karakterleri yayınlayan sadakate dayalı bir idare mekanizması var. Bu biçim yönetimlerde ilişkiler kurumsal değil, kişiseldir ve “hami” ile “himaye edilen” arasındaki patronaj ilişkilerine dayanır. Kişiler sadakatleri ölçütünde ödüllendirilir. Sadakate dayalı bu idare tarzında devlete yönetenin hususi mülkü, amme kaynaklarına da sadakat ölçüsünde dağıtılan mükafat muamelesi yapılır. Siyasal rekabeti düzenleyen normlar kurumsallığını yitirir, diyet sadakate dayalı ilişki ağlarıyla beslenirse diyeti ayakta tutmak da yöneticinin şahsi taktiklerine kalıyor.

Pastadan hisse küçüldüğünde ve vapur su almaya başladığında kendini gemiden atma yarışı adım atar. Son dönemlerde iktidarın muhtelif biçimlerde koalisyon kurduğu birey ya da gruplarla yaşamış olduğu yol ayırımlarını bu biçimde açıklamak olası. Ek olarak, yöneticiye sadakatini gösterme yarışı iktidar içerisinde hizipleşmelere sebep olabilir. Türkiye’de mevcut iktidarın yaşamış olduğu krizlere bakarsak bunların kontrollü ayrıştırma taktiklerinden ziyade bir çözülmeye işaret ettiğini söyleyebiliriz. Son dönemde ortaya çıkan tüm iddialar bizlere yönetimin bir sadakat ve mükafat ağına dönüştüğünü oldukça net gösteriyor. Böylesi bir sistemde çark bozulursa iktidarın seçeneği ya daha oldukça kaynak dağıtmak veya daha çok baskı, sertlik ve sıkıdüzen oluyor. İlki ise Türkiye’nin mevcut ekonomik niteliğinde fazlaca zor. Bütün bu öykü bizlere önümüzdeki süreçlerde hak, hukuk ve hakkaniyet arayışı kadar siyasetin finansmanı meselesini de gündemde tutmanın önemine işaret ediyor. Saydam ve hesap verebilir, minik meblağlara dayanan bir siyasi finansman ile siyasetçinin ekonomik güce haiz olanların değil halkın yararına emek vermesi için mühim bir adım olacaktır.


Bürokrasi Bilimci Emniyet Gürkan Öztan: Topluma garanti veren bir bürokrasi gerekiyor

Amiraller bildirisinden mafya liderinin açıklamalarına, Biden’ın 1915 beyanından iktidarın Kanal İstanbul ısrarına, üzerine çökülen servetlerden ifşa olan ‘komisyoncu’ gazetecilere, NATO zirvesinden Sezgin Baran Korkmaz’ın tutuklanmasına ve hatta HDP’nin kapatılma davasına son birkaç aydır Türkiye gündemini peş peşe meşgul eden muhtelif başlıklar sanıldığı benzer biçimde tekil ve birbirinden bağımsız gelişmeler değil. İktidar bloku, internasyonal konjonktürde Biden’ın seçim zaferi ile somutlaşan gelişmelere ayak uydurmaya çalışırken içerisindeki (ve de çeperindeki) güç mücadelesi üzeri örtülemez bir hale geliyor. Önceki manevra alanını büyük seviyede yitiren Saray diyeti, rakip klikleri bir arada tutma ve her birine yeni vaatlerde bulunma yeteneğini adım adım kaybediyor.

İstihbarattan yargıya, emniyetten medyaya iktidarın idare etme iddiasında olduğu her mecrada tam manasıyla bir fragmantasyon ve kaos yaşanıyor. Tarikatlar, cemaatler, onlarla irtibatlı siyasal figürlerin yanı sıra Pelikancılardan Perinçekçilere birçok öbek pozisyon almakta zorlanıyor. İktidarın zirvesindeki rüzgâr aşağıda adeta fırtınalar kopmasına yol açıyor. İşler yolundayken yan yana durabilen bu gruplar, pasta küçülmeye başlayınca pençelerini ilkin birbirlerine geçiriyorlar. Bu halde homurdananlar, hedef gösterenler, ellerindeki şantaj malzemelerini ortaya çıkaranlar, manipülasyonlar birbirini takip ediyor. Aynı zamanda ortaya çıkanlar gerçeğin yalnızca oldukça fakat oldukça minik bir kısmı.

NE BİDEN’I NE DE ORTAKLARINI İKNA ETTİ

Saray yönetimi, krizi aşmak adına dümeni NATO-Amerika hattına yine kırdı sadece ne Biden’ı ikna edebildi ne de içerideki ortaklarını. Amerika bundan dolayı Türkiye’deki mevcut iktidara karşı kullanabileceği yeni kozlar biriktiriyor, öncekileri ise dolapta saklı tutuyor. Daha ilkin Zerrab vakasında olduğu benzer biçimde SBK davasını da bu gözle izlemek gerekecek. NATO’ya sadakat açıklamasının Rusya ile örtük gerilimi tırmandırma ihtimali olduğu da bir başka reel. Bu gerilimin ve benzerlerinin içeride de bir izdüşümü olacak. 15 Temmuz darbe girişimi daha sonra Erdoğan’ın yanında saf tutanların bir kısmı aslına bakarsan bir süredir iktidar içi kavganın kendileri için pahalıya mal bulunduğunu düşünmeye başlamıştı. İktidarın rotasını tayin güçleri azaldıkça kendilerini koruma güdüsüyle hareket etme olasılıkları artıyor. Şu sebeple daha büyük bir krizde öncelikle kendilerinin feda edileceğini anlamış durumdalar.

MUHALEFET SEÇİMİ BEKLEMEKLE YETİNEMEZ

Saray’ın iktidar açısından “yük” olarak görmüş olduğu ve kurtulmak istediklerinin sıralaması epey uzun. Sadece içerisine düşmüş olduğu oldukça katmanlı kriz sebebiyle süratli ve emin hamleler yapmakta zorlanıyor. Bu da en oldukça iktidarın minik ortağının ve onun koruduğu adların işine geliyor. Bahçeli’nin devamlı vites arttırmasını, iktidarın stratejisini belirlemek adına ön almasını, salt MHP tabanına bir ileti olarak değil de parçalı iktidar yapısını tahkim etmeye çalışmak olarak yorumlamak olası. Saray’ın emperyalist güç merkezleriyle kurduğu birlikteliğin yeni boyutlar kazanması veya iktidar içi kavgaların neticesinde görünür hale gelen çürümüşlük otomatik olarak iktidarın el değiştireceği anlamına gelmiyor. Aksine bu dövüşte her klik enerjisini kanıtlamak adına muhtelif sosyal kesimler için yeni riskler yaratabilecek hamleler yapabilir. Dolayısıyla en geniş manada karşıcılık cephesinde tarzı beklemekle yetinmeyen, topluma bugün için garanti verebilen bir siyasete gerekseme var.


Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz: Deva halk seçeneği kurmak

Ekonomik kriz ve onu daha da ağırlaştıran bir istila döneminin içerisinden geçiyoruz. Bu sürecin mali bir krizle birleşerek iyice yıkıcı bir hale gelmesi mevzubahis. Bu koşullar işçilerin, emekçilerin ve gençlerin emek harcama ve hayat koşullarını gün geçtikçe daha da çekilmez hale getiriyor. İşsizlik, düşük ücret, geçim derdi, iş cinayetleri, hanıma yönelik sertlik, hak istek eden emekçilere yönelik baskılar halk kitlerinin hayatını kuşatmış durumda. İşyerleri, fabrikalar ve emekçi semtlerinde huzursuzluk, hoşnutsuzluk büyüyor. Bu konum tek erkek yönetiminin halk desteğinde ciddi bir kilo vermeye niçin oluyor. Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın uğramış olduğu güç kaybı ve yaşamış olduğu sıkışmışlık daha da derinleşti. Son dönemde Peker’in sermaye-devlet-çete-mafya-medya ilişkilerini ortalığa seren itiraflar bu dönemi iyice hızlandırdı. Tüm bunlar Erdoğan’ın ittifakları ve arkasındaki kapitalistler arasındaki çelişki ve çatışmaları hem artırdı bununla birlikte daha çok görünür hale getirdi.

Erdoğan ve Cumhur İttifakı, yaşamış olduğu sıkışmışlıktan çıkışı geri-faşist bir devlet örgütlenmesi inşa etmekte görüyor. İçeride sömürü ve baskıyı artırırken, bölgede kriz dinamiklerinin artmasına ve harp kışkırtıcılığına sarılıyor. Dış politikada zayıflayan Erdoğan hükümeti Amerika emperyalizmi ve NATO ile ittifakını yenileyerek manevra alanını genişletmek istiyor.

Sadece tüm bunların sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin beklentilerine cevap vermeyeceği, dertlerine derman olmayacağı aleni. Mevcut koşullarda emekten, demokrasiden, barıştan yana olan güçlere düşen repertuvar ekonomik, toplumsal, demokratik talepler ve özgürlükler için mücadeleyi büyütmektir. Bunun içerisinde Cumhur İttifakı ve onun karşısında burjuva muhalefetin merkezi olan Ulus İttifakı’nın haricinde üçüncü bir ittifak odağını, devrimci-demokratik bir halk seçeneğini oluşturmaktır. Seçimlerde bu mücadelenin bir parçası olarak ele alıp, işçilerin, emekçilerin birleşik mücadelesini örgütlemektir.


YANITLANMAYAN SORULAR

İki aylık bir dönemde ülke tam anlamıyla feza boşluğunda yuvarlanan bir nesneye dönüştü. Her biri ortanın üstünde zelzele tesiri yaratacak başlıklardı. Totalde rejimin Türkiye’yi getirmiş olduğu noktayı resmeden gelişmeler Erdoğan’ın bütün gayretine karşın gündemden düşüş değil. Fakat şu kadarını söylemek icap eder ki Erdoğan ve ona bağlı medya, birtakım soruların arka planda kalmasını sağlamayı başardı. Bundan dolayı unutturulmaya çalışılan her bir başlığı devamlı tekrarlamakta büyük yarar var.

1. KUTLU ADALI CİNAYETİNİ KİM İŞLEDİ?

Kıbrıslı gazetecinin öldürülmesi Peker’in ifşaatında kendine yer buldu. Korkut Eken benzer biçimde bir isimin adam öldürmeye karıştığının anlatım edilmesine karşın Türkiye’de yalnız Atilla Peker’in ifadeye çağrılması haricinde bir büyüme olmadı.

2. SURİYE’YE GİDEN SİLAHLARA NE OLDU?

Suriye’de iç savaşın başlamasından sonrasında bölgeye Türkiye’den çalgı, besin yardımı benzer biçimde malzemeler haricinde tabanca yollandığı iddiaları yine gündeme geldi. Üstelik bu silahların MİT TIR’larıyla sınırı olan olmadığı da ortaya çıktı. Bu mevzuda şimdiye kadar adım atılmadı.

3. ERKAM YILDIRIM VENEZUELA’DA NE YAPTI?

Venezuela’dan gelen uyuşturucu tartışmasında Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın ismi geçti. Baba Yıldırım, oğlunun ismi geçen ülkeye maske yardımı yapmak için gittiğini söylese de açıklamanın gerçek dışı olduğu kısa zaman içerisinde ortaya çıktı. Erkam Yıldırım’ın hangi sıfatla ve amaçla devlet yetkilileriyle beraber Venezuela’ya gittiği açıklığa kavuşmadı.

4. MARİNAYA EN SON KİM ÇÖKTÜ?

Mehmet Ağar’ın “ben burada olmazsam mafya çöker” söylediği marinaya ait gelişmelerde gelinen nokta aydınlığa kavuşmadı. Marina ve onun çevresinde çöreklenen ilişkiler hâlâ sır olma hususi durumunu koruyor.

5. FETÖ BORSASI’NDAN KİMLER NASİPLENDİ?

Yargılanan ve KHK ile işlerinden atılan birçok isimle alakalı muhtelif adlar vesilesiyle bir çeşit parayla sabıka silme işleminin yapıldığı ortaya çıktı. Gazeteci kılıklı Özışık, KHK ile işten atılan birçok adı İçişleri Bakanı Süleyman Asil’ya verdiğini ve işe geri aldırdığını söylemiş oldu. FETÖ Borsası’nda birçok yargıcın ve siyasetçinin de ismi geçti. Şimdiye kadar bir muamele yapılmadı.

6. O ÜNLÜ OTELİN SON SAHİBİ KİM?

Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığına el konulma talebinden oldukça kısa zaman ilkin, bir aydır gündemden düşmeyen Paramount Hotel’in el değiştirdiği açığa çıktı. İsmi asla meçhul ve kağıt üstünde Singapur’da olan firma milyon dolarlar vererek oteli almış. Korkmaz’a bu şekilde bir iyiliği icra eden amme yetkilisinin kimliği hâlâ sır.

7. MEDYA BAĞLANTISI BU KADARLA MI KALACAK?

Şebekenin en mühim ayağının medya dünyası olduğu anlaşılıyor. Yalnız gazete kılıklı tetikçiler yerleştirmekle kalınmamış birtakım gazetelere ve televizyonlara el konulmuş. Maaşa bağlanan ve iş takip edeni yaptırılan medya çalışanları Veyis Ateş ve Özışık kardeşlerle sınırı olan kaldı.


Yakın tarihte gerçekleşen birtakım eleştiri vakalar şöyleki:

NİSAN

4 Nisan

Deniz Kuvvetleri’nden emekli 104 amiral, Montrö Bildirisi’ni yayımladı. Erdoğan beyanname için “darbe girişimidir” dedi. Montrö tartışması kızışırken bildiride imzası olan 10 emekli amiral gözaltına alındı.

12 Nisan

Rusya, Türkiye’yi Ukrayna’ya satılan SİHA’lar nedeniyle uyararak Türkiye ile ilişkilerin gözden geçirileceğini beyan etti. Türkiye, ondan sonra Letonya ve Polonya’veya SİHA desteğinde bulunmuş oldu.

14 Nisan

Biden, Afganistan’daki Amerika askerlerinin çekileceğini açıklarken yedi gün sonrasında Amerika Türkiye’yi F-35 programından resmen çıkardı.

23 Nisan

TSK, Şimal Irak’ta operasyonlara başladı. 24 Nisan’da ise Amerika Başkanı Joe Biden, Ronald Reagan’dan sonrasında Ermeni Soykırımı ifadesini kullanan ilk Amerika başkanı oldu.

MAYIS

2 Mayıs

Sedat Peker, ilk videosunu yayımladı. Peker videoda Pelikan ve Mehmet Ağar’ın hükümet ve devlet içindeki çalışmalarından söz etti. Yalıkavak Marina skandalı ortaya çıktı.

13 Mayıs

Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Asil’yu hedef aldı. Asil’nun bir akrabasına dair bir takım yolsuzluk iddiası ortaya attı.

20 Mayıs

Peker, Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın Türkiye’ye kokain kaçırılmasına yardım ve yataklık yaptığını iddia etti.

HAZİRAN

6 Haziran

Peker, Sezgin Baran Korkmaz’ın iktidarla ortaklaşa iş içinde kara para akladığını, ile alakalı dava açılacağı süre Süleyman Asil’nun haber vermesiyle yurtdışına çıktığını beyan etti. Peker, Veyis Ateş’in de derin devlet adına pazarlıklarda bulunduğuna işaret etti.

14 Haziran

Fatih Altaylı, Sezgin Baran Korkmaz’ın kendisini arayarak Veyis Ateş’in 10 milyon avro istediğini, bu telefon kaydının elinde bulunduğunu beyan etti.

Erdoğan ve Biden ilk kere karşı karşıya görüştü. Görüşmeden iki ülkenin mühim problemlerinden olan Suriye, Libya ve S-400 hikayelerinde bir çözüm çıkmadı.

15 Haziran

NATO zirvesi bildirisinde, Amerika askerinin çıkacağı Afganistan’da Türkiye’nin güvenliği sağlama talebine sıcak bakan izahat yapılmış oldu.

17 Haziran

İzmir’de HDP İl Binası’na meydana getirilen saldırıda o sırada binada tek başına olan Deniz Poyraz katledildi. Saldırganın daha ilkin Suriye’de silahlı görüntüleri ortaya çıktı.