Deniz Baykal’dan “Erdoğan’la pazarlık” iddialarına yanıt: ‘Vardır bir dümen’ anlayışı çok sağlıksız

0
27
Deniz Baykal Erdoğan

Eski CHP lideri Deniz Baykal, “Pazarlıkla Erdoğan’ın önünü açtı” eleştirilerine verdiği yanıtta, “Siyasi fırsatçılık yapamazdık. Rakibimizin siyasal haklarının tam olması temel inancımız. ‘Vardır bir dümen’ anlayışı çok sağlıksız” dedi ve ekledi: “İlla pazarlık yaptı diyorlar. Buluşma zaten 1 Mart öncesi idi, tezkere öncesi, 22 Şubat 2003’te. Yani hakların iadesinden sonra yapılmış bir buluşmadır o.”

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’e konuşan Baykal, suç örgütü lideri Sedat Peker’in hakkındaki iddialara ilişkin, “O konuda gerekli açıklamayı avukatım yaptı, benimle ilgili iddialar kesinlikle doğru değildir” diye konuştu.

“Erdoğan ile yaptığınız görüşmelerde çeşitli pazarlıklar yapıldığı konusunda iddialar var, bu konulara açıklık getirebilir misiniz?” şeklindeki bir soruya Baykal, şöyle yanıt verdi:

“Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları diyen aydınlarımız; ben de CHP de insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi doğrultusunda bir adım attığımız zaman bunun bir pazarlığı vardır diye bakıyorlar. Böyle bir alışkanlık içindeler. Çünkü siyasi kültür bu. Bunun arkasında bir hesap, bir çıkar, bir pazarlık vardır diyen bir siyasi ortamımız var. Bu çok sağlıksız, çok yanlış, çok büyük haksızlık.

Biz 12 Mart’ta da 12 Mart muhtırasının CHP’nin önünü açtığı düşüncesini reddettik ve bunu hiçbir kurnazlık falan yapmadan sadece demokrasi adına, insan hakları adına, Ecevit’le birlikte yaptık. Ben o zaman onun yanında siyasete başlamış bir genç insandım. Ülkenin aydınları, demokratları, herkes, “Bunun arkasında bir hesap vardır. Ecevit herhalde kendisi değil Nihat Erim başbakan oldu diye buna karşı çıkıyor” dediler, bu tamamen yanlıştır. Bunun bire bir tanığıyım. Ya “fırsat açıldı CHP’nin önüne, ne karşı çıkıyorsunuz, dalın buradan” diye düşünüyordu bir sürü insan… Biz buna “’insan haklarına, demokrasiye aykırıdır, hukuk üstünlüğüne aykırıdır, böyle demokrasi olmaz” diye karşı çıktık; o bir kırılma noktasıdır ve o andan itibaren CHP de, ben de, bulunduğum her noktada daha sonraki buna benzer olaylar karşısında hep aynı çizgide yürüdük. Yani ne mesela, 12 Mart muhtırası, daha sonra 12 Eylül, 1 Mart, Ergenekon, Balyoz, FETÖ krizi. Ergenekon, Balyoz olaylarında hiç kimse henüz olayın farkına varamamışken ben çok sert ve kararlı bir tepki vererek karşı çıktım. Erdoğan “Ben Ergenekon davasının savcısıyım” deyince; ben de “Bu haksızlığa maruz kalan insanların, bu davanın mağdurlarının avukatıyım” dedim. Bu olaylar bize yarayabilir falan gibi bir hesabın içine kesinlikle girmedik. Bu olaylar bize iktidar yolunu açar mı, diye bakmadık.”

“ERDOĞAN’IN YASAKLARINININ KALDIRILMASINI BAZI İNSANLAR ANLAMIYOR”

“Şunu anlaması lazım insanların, biz hiçbir pazarlık yapmadan da ‘ya işte bak yeni fırsatlar doğuyor, kullan kardeşim bunu, yürü iktidara” havasına bütün tarihimiz boyunca direnmişizdir” diyen Baykal, “Aynı şekilde, Sayın Erdoğan’ın yasaklarının kaldırılmasını anlayamıyor bazı insanlar, üstelik onlar da insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi söylemini ağızlarından düşürmeyen insanlar. Bu doğru değil, biz CHP olarak ordu artı CHP iktidar formülünü bilinçli olarak 1971, 12 Mart’tan itibaren Ecevit hareketi ile birlikte reddetmiş bir hareketin parçasıyız. Yani siyasette karşımdaki genel başkan olacak, parlamentoda neredeyse üçte iki çoğunluğa sahip olacak, seçime girecek ama milletvekili olamayacak, yaptırtmayacağım ben de ve mücadeleyi böyle götüreceğim. Bunu anlamam mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Baykal, şöyle devam etti: “Bu bizim için bir siyasi fırsatçılık değil, bu bizim karakterimizdir kardeşim. Bunu anlamanız lazım. CHP böyledir, ben o kırılma noktasında Ecevit’le birlikte ‘iktidar, devrim, ilericilik silahın namlusundan çıkar’ı reddeden hareketin bir parçasıyım. Bilmem eşit olmayan, karşımdakinin elinin kolunun bağlandığı bir yarışmaya girerek bunu bir fırsat gibi değerlendirmek bizim siyaset anlayışımızın temellerine ve karakterimize aykırıdır. Biz böyle fırsatçı, kapkaççı bir anlayış içinde hiç olmadık, değiliz. Bu davranışımızı da bir çıkar, bir pazarlık sonucu bir davranış olarak anlamak kendisi bizatihi bir büyük siyasi problemidir Türkiye’nin. Böyle bakanlar, akılları almıyor, ya adam karşısındaki rakibinin siyasi haklarını nasıl verir bedava; oysa bu bizim temel bir inancımız. Mücadele edeceksek bir şaibe ile mücadele edemeyiz yani O, külüstür bir şiir okudu diye Trakya’da, bilmem işte iki ay cezaevinde kaldı diye milletvekili olamaz dediğin sürece onunla mücadele edemezsin. Bunu halka kabul ettirmen mümkün değildir zaten.”

“HAKLARIN İADESİNDEN SONRA YAPILMIŞ BİR BULUŞMA”

“Böyle demokrasi doğrultusunda atılan adımların arkasında bir al gülüm ver gülüm pazarlığı yatıyor düşüncesi, bu yanlıştır” diyen Baykal, şunları ifade etti:

“Ben hiçbir ilişkimde Sayın Erdoğan ile, ne o karşılaşmalarımda öyle bir özel anlaşmayı yansıtacak hiçbir şeyi ne ben konuştum, ne o konuştu. Daha sonra İstanbul’da Sayın Erdoğan’ın talebi üzerine bir araya geldiğimizde, siyasi yasağı zaten kaldırılmıştı. Sayın Erdoğan 1 Mart tezkeresi telaşı içerisindeydi, ‘Tezkere kabul edilirse ülkemize kaç kişi gireceğini’ sordum, ’65 bin kişi’ dedi. ‘Ne zaman çıkacak’ dedim, ‘Ben de bilmiyorum’ dedi. Sayın Erdoğan, ‘ABD ile işbirliği yapmazsak ambargo uygularlar, bizi sıkıştırırlar, ek mali kaynak kullanmamız gerekir, yaratmamız gerekir, yardımcı olur musunuz’ dedi. ‘Elbette, bu kararın sorumluluğunu alırım ve bütün Türkiye’de bunun için çalışma yaparım, istersen birlikte dolaşırım istersen ben tek başıma dolaşırım’ dedim. Bu konularda benim samimi olabileceğimi düşünemiyorlar. İlla pazarlık yaptı diyorlar. Buluşma zaten 1 Mart öncesi idi, tezkere öncesi, 22 Şubat 2003’te. Yani hakların iadesinden sonra yapılmış bir buluşmadır o. Haklarını vermişiz, neyin pazarlığını yapacaksın?”