CHP Sözcüsü Öztrak: O şatafatlı binalar, adalete susamış yürekleri ferahlatamaz

0
19
Faik ÖZTRAK

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Yargıtay Yeni Hizmet Binası ve Adli Sene Açılış Töreni’ne ilişik “Taraftar müteahhitlere, şatafatlı saraylar yaptırarak, yargıya, itibarını iade edebileceklerini sanıyorlar. Erdoğan’ın vesayet gölgesinin düşmüş olduğu o şatafatlı binalar, adalete susamış yürekleri ferahlatamaz” dedi.

“Ne yazık ki yaşadığımız felaketler bu sene, yazımızı kışa çevirdi. Gördük ki Erdoğan şahsım hükümeti, bu afetlere karşı hiç bir hazırlık yapmamış. Asla tedbir almamış. Plan, strateji geliştirmemiş. Saray itibarı için hiç bir israftan kaçmamış, bir değil, iki değil, tam 13 adet tayyare almış,” diyen Öztrak, “Ülkenin ormanlarını korumak için bırakın tayyare almayı, olanları da çürümeye terk etmiş. 19 yılda yanan toplam ormanlarımız kadar orman alanı, iki haftada yandı, sonlandı, kül oldu. Arkasından bu hafta, Ziraat ve Orman Bakanı çıktı, ‘beş yangın söndürme uçağı alacağız’ dedi. Özrü de kabahatinden büyük. ‘Son yangınlar tayyare alım periyodunu hızlandırmış.’ Badel harab’ül Basra. Basra yıkıldıktan sonrasında… Geçmiş olsun. Hep söylüyoruz bu metal yorgunu hükümet ülkeyi yönetemiyor. Ülke rüzgâra tutulmuş bir yaprak benzer biçimde savruluyor.” ifadelerini kullandı.

Bir hanımla yaşamış olduğu diyaloğu gülerek özetleyen ve reaksiyon çeken Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’a yaptırım uygulanıp uygulanmayacağına yönelik soruya Öztrak, “Bu ifadeleri kabul edilemez. Kendisi de özür dilemiştir. Sayın Özcan’ın durumunu MYK toplantımızda değerlendireceğiz” cevabını verdi.

“BUNUN DOĞRUSU SIFIR BARAJDIR”

Öztrak’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Koltuklarını korumak için seçim kanunuyla oynamaya kalkıyorlar. Ilkin Erdoğan barajı açıklıyor. Sadık takip edeni minik ortağı da arkasından geliyor. Maşallah kibirde de büyüğünden geri kalmıyor. ‘Seçim barajı sonucu yüzde 7 olarak tescillendi’ diye izahat yapıyor. Seçim barajının tescil makamı ne zamandan beri Erdoğan ve Bahçeli oldu? Tescili meydana getirecek makamın TBMM bulunduğunu ne ivedi unuttular? Sizler ne zamandan beri, ulus iradesinin tecelligahı TBMM’nin yerine geçtiniz? Ne zamandan beri, milletin seçtiği vekillerin iradesini, çantada keklik olarak görmeye başladınız? Ucube şahsım vesayet diyeti bunların gözünüzü döndürmüş fakat milletimiz yaptıklarını görüyor. Barajı ne kadara indirirlerse indirsinler, bu kibir ortaklığına, sandıkta, cevabı vermeye hazırlanıyor. Sandık ulaştığında alayını siyasetin hurdalığına gönderecek. Bunun kısaca, sıfır barajdır fakat bu kibir abidelerini sıfır baraj da kurtarmaz. İnanmayan ilk pazar, milletin önüne sandığı getirir.

Adaletin olmadığı bir devlet, temelsiz bir bina gibidir. Temelsiz bina da er, geç yıkılır. İşte bundan dolayı bizim devlet töremizde, ‘hakkaniyet mülkün temelidir.’ Mülkün temeline dinamit koyanlar, yargıyı şahsım hükümetinin vesayeti dibine alanlar, milletin adalete duyduğu itimatı dibe vurdurdular. Şimdi beyler devamlı yaptıklarını yapıyorlar. Taraftar müteahhitlere, şatafatlı saraylar yaptırarak, yargıya, itibarını iade edebileceklerini sanıyorlar. Ne güzel demiş Sadi Şirazi; ‘dünyanın tüm nehirleri bir araya gelse adalete susamış bir insanoğlunun susuzluğunu gideremez.’ Milletimiz de adalete susamış durumda. Erdoğan’ın vesayet gölgesinin düşmüş olduğu o şatafatlı binalar, adalete susamış yürekleri ferahlatamaz. Sarayın kibirlisi, hakkaniyet terazisiyle ha bire oynuyor. FETÖ ’cü olmaktan yargı giyen savcıların açmış olduğu, delillerin bir kısmının feyk olduğu da ortaya çıkan davalarda, tekrar FETÖ’cü hâkimlerin verdiği kararlar hayata geçirildi. Seksen yaşını geçmiş emekli komutanlar hapse atıldı. Yargıda FETÖ’nün ruhunun, hala dava dosyalarında gezindiği ortaya çıktı. Erdoğan uçakta; ‘hüküm kararını verdi, benim kapıma gelen olmadı’ dedi. Arkasından derhal hapisteki emekli generaller için, taraftar kalemler ‘af çağrıları’ meydana getirmeye başladı. Anlaşılan Erdoğan hapse attığı generaller üstünden şimdi yeni bir görüntü parlatma çalışmasına hazırlanıyor. Bir af kararnamesiyle hem davaların sonucunu kesinleştirmiş olacak bununla birlikte güya ne kadar affedici bulunduğunu dünya âleme gösterecek. Halbuki bu insanların talebi af değil, tekrar yargılanmak. Oynanan bu oyun seksenini geçmiş emekli generallerin, niçin apar topar içeriye atıldığını gösteriyor.

SAVCILARIN GÖREV AŞKINI, BAYRAKTAR’IN İTİRAFLARIYLA İLGİLİ DE GÖRMEK İSTİYORUZ

Yeniden bu hafta yargıyla alakalı olarak ‘zaytung’ haberlerine taş çıkaracak bir başka vaka yaşandı. İki köpek havlayarak, bir polis memurunu korkutmuş. Polis memuru da belediyeden şikâyetçi olmuş. Cumhuriyet savcısı da Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı’mız Vahap Seçer hakkındaki tahkikat başlatmış. İçişleri Bakanlığı da ifadesini almak suretiyle müfettiş görevlendirmiş. Güler misiniz, ağlar mısınız? Memlekette yolsuzluklar arşa çıkmış. Rüşvetler, mala mülke çökmeler, talan almış yürümüş. Türkiye Cumhuriyeti içten içe çürürken, eski bakanlar itirafçı olmuş, cumhuriyet savcılarından tık yok. Fakat iki köpek polisi kovalayınca, savcılar derhal tahkikat açıyor, yetmiyor İçişleri Bakanı da müfettiş görevlendiriyor. Cumhuriyet savcılarımızın bu vazife aşkını, eski Etraf ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, son itiraflarıyla alakalı olarak da görmek istiyoruz. Bu eski Bakan daha ilkin, ‘ne yaptıysam Erdoğan’ın direktifiyle yaptım’ demişti. Şimdi de ‘17-25 Aralık tapeleri ve dosyamda ne var ise doğrudur’ dedi. Eski Bakan bir defa daha, görevini kötüye kullandığını açıkça itiraf etti. Cumhurbaşkanı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi ve o çağın TBMM Başkanı Cemil Çiçek ’de, ‘17-25 Aralık Yolsuzluk Dosyaları, Ulu Divan’da görüşülmeliydi’ diyerek, bu davanın milletin vicdanında sonuçlanmadığına işaret etti. Bir başka AK Parti kurucusu Ertuğrul Yalçınbayır ise, ‘bugün Türkiye’de pak ellere başlama dönemidir, şimdi yeni itiraflar var, sorumlular Ulu Divan’a sevk edilecekse, şimdi edilmelidir’ diyerek vicdanlardaki isyanı dile getirdi. Hazreti Ömer’in söylediği benzer biçimde ‘fena bir işin en gizli saklı şahidi, vicdandır.’ Vicdanların sesi konuşmaya başladı. Şimdi bunu duyacak ve ucu nereye, kime giderse gitsin, bu işin peşini bırakmayacak, savcılara ve yargıya gerekseme var.

Dün Sayın Ömer Çelik ’in Erdoğan Bayraktar’ın son itirafları hakkındaki sual sormak isteyen gazetecileri, basın toplantısına almadığını öğrendik. AK Parti Sözcüsü’nün bu tutumunu açıkçası yadırgadık. Bayraktar’ın itiraflarının, AK Partide vicdan sahibi herkesi zorladığını görüyoruz fakat bu meydana getirilen Anayasa’mızın 28. Maddesinin kısaca ‘basın’ ve ‘istihbarat’ hürriyetinin aleni ihlalidir. Sorulardan kaçarak, saklanarak, gerçeklerden kaçamazsınız. Vicdanlarınızı rahatlatamazsınız. Medyaya sıkıdüzen uygulayarak, gazetecileri toplantıya almayarak, gazetecileri hapsederek, gerçekleri yok edemezsiniz. Hep söylüyoruz. Hakikatlerin er yahut geç ortaya çıkmak benzer biçimde güzel bir huyu var. 17-25 Aralık ile alakalı gerçekler de er yahut geç ortaya çıkacak. Bugün kaçsanız da saklansanız da bu olacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

TÜİK’İN TABELASINDAKİ BÜYÜME, SOKAKTA YOK

Küresel iktisat geçtiğimiz sene yüzde 3,3 daraldı. Bu sene ise dünya ekonomisinin yüzde 6 büyümesi planlanıyor. Pandeminin ekonomiyi durdurduğu geçen senenin ikinci üç ayına bakılırsa, bütün dünyada soluk kesen büyümeler kaydediliyor. Haritada yerini bulmakta zorlanacağımız, Makau bile bu zamanda yüzde 69,5 büyümüş. Guyana yüzde 48,7 büyümüş. Yeniden aynı kuşakta; Peru yüzde 41,9, Azerbaycan yüzde 35,5, İngiltere yüzde 22,2 büyümüş. Türkiye’de ise, gelişme yüzde 21,7 fakat AK Parti Genel Başkanı, dünyanın en yüksek ikinci büyümesini gerçekleştirmekle övünüyor. Iktisat yazınında bu tür yüksek sıçramalar, baz etkisiyle açıklanır. Öteki yandan, buna finans literatüründe, ‘ölü kedi sıçraması’ denir. Yüksek binadan düşen kedi, hızla yere çarptığında ölür fakat tekrar de yukarı sıçrar. Hem hayattaki bununla birlikte Türkiye’deki son gelişme rakamlarının sürdürülebilirliği münakaşa mevzusu. Nitekim Türkiye ekonomisi, bu senenin ikinci üç ayında, önceki üç aylık döneme bakılırsa, yalnız binde 9 büyümüş. Halbuki senenin ilk üç ayında aynı gelişme hızı, yüzde 2,2 idi. Şu demek oluyor ki çeyrekten çeyreğe gelişme hızı, yarıdan fazla düşmüş. Yeniden bu sene kaydedilen lafda yüzde 21,7’lik büyümeye karşın, 2018’in ikinci çeyreğinden bu yana bakıldığında, baz tesiri kayboluyor. Üç yılda toplam gelişme, yalnız yüzde 7,4. Senelik yaklaşık gelişme ise yüzde 2,4’de kalıyor. Şu demek oluyor ki ortada övünülecek bir gelişme yok. TÜİK’in tabelasındaki gelişme, sokakta yok. TÜİK ’in gelişme rakamı; vatandaşa dokunmuyor. Milletimizin kahir ekseriyetinin refahını artırmıyor. Hayat koşullarını iyileştirmiyor. Bunu TÜİK ’in sayıları bile saklayamıyor. Geçen senenin ikinci üç ayında, yüzde 37 olan emeğin ulusal gelirden almış olduğu hisse, bu sene yüzde 33’e düşmüş.

Bu sabah ağustos ayı enflasyon sayıları belirtildi. Aylık tüketici enflasyonu yüzde 1,12. Bu, 2018’den sonrasında en yüksek ağustos ayı enflasyonu. 12 aylık enflasyon ise yüzde 19,25 ile mevcut seride, bütün ağustos aylarının rekorunu kırdı. Böylece Türkiye, dünya enflasyon liginde tırmanarak, 12. iktisat oldu. Bu ligde yarıştığımız öteki ekonomiler Etiyopya, Angola, Zambia, Sudan ve Nijerya. Erdoğan geçtiğimiz ay, ‘ağustos ile enflasyonda da düşüş göreceğiz, bundan bu şekilde enflasyonun daha yukarı çıkması, olası değil’ demişti. Gel gör ki, enflasyon sayıları Erdoğan’ı yalancı çıkardı. Yalnız Erdoğan değil. Enflasyon, Merkez Bankası Başkanı’nı da yalancı çıkardı. Başkan ‘ürem enflasyonun üstünde kalacaktır’ diye laf vermişti fakat ürem yüzde 19’da kalırken, enflasyon yüzde 19,25’e çıktı. Enflasyon, faizi aştı. Enflasyon faizi aşınca Merkez Bankası faizi artırmamak için, izlediği enflasyon göstergesini değiştirdi. Çekirdek enflasyonu dikkate alacağını beyan etti. Bunlar milletin enflasyonunu esasen izlemiyordu. Şimdi TÜİK ’in tüketici enflasyonunu da izlemeyeceklermiş. Beyler hedefe uyamayınca, hedefi kendilerine uyduracak. Bitirdikleri iş bu… Bu şekilde bir yönetime emniyet duyulur mu? Merkez Bankalarının en mühim sermayesi güvendir. Maalesef Erdoğan bu sermayeyi hovardaca çarçur etti. Ağustosta bilhassa düşük ve orta gelirlilerin, en oldukca tükettiği ürünlerde soluk kesen fiyat artışları var. 12 aylık besin enflasyonu yüzde 30’a dayandı. Kuraklık yalnız ormanlarımızı değil, sofralarımızı da kavurdu. Son bir yılda, salatalık yüzde 129, kabak yüzde 87, şeftali yüzde 81, taze fasulye yüzde 68, domates yüzde 50, tavuk eti yüzde 64, ay çiçek hasım yüzde 61, yumurta yüzde 49 zam görmüş. Sebze, meyve ve öteki bayağı mamüller bile, ulus için artık lüks olmuş. Üstelik daha yaz aylarındayız. Kışı hayal bile edemiyorum. Tanrı bu milleti, Erdoğan’ın zam ve zulmünden korusun. Ev düzmek, otomobil almak da artık hayal… Son bir yılda, televizyonun fiyatı yüzde 97, bulaşık makinesinin fiyatı yüzde 71 artmış. Benzinli arabalar ise yüzde 91 zam görmüş fakat enflasyonda turpun büyüğü de hala heybede. Müstahsil ve tüketici tutarları arasındaki makas, rekorlar kırmaya devam ediyor. Aradaki ayrım 26 puanı aştı. Oluşturulan fiyat makası, kuraklık ve ötelenen enerji zamları, enflasyonun düşmeyeceğinin habercisi.

ENERJİDE ZAM SAĞANAĞI BAŞLADI

Nitekim enerjide zam sağanağı başladı. Genel Başkan’ımız bu mevzuda Erdoğan’ı uyarmıştı. Dün gece, endüstri ve elektrik üretim şirketlerine verilen organik gaza, yüzde 15 zam yapılmış oldu. Kuraklık sebebiyle, hidroelektrik santrallerin üretimi esasen düştü. Organik gazla elektrik üreten şirketlerin girdilerine meydana getirilen bu zam, tüketicinin enerji faturalarını, ilerleyen günlerde daha da şişirecek. Türkiye’de esasen 2 milyon 100 bin aile, ortalama 8 milyon fert, devletten yardım almadan, elektrik faturalarını ödeyemiyordu. Şimdi yeni zamlarla, kış günlerinde faturasını ödeyemeyenlerin sayısı daha da artacak. Hem ekonomimiz bununla birlikte ülkemiz, Erdoğan’ın elinde yönetilemiyor, oradan oraya savruluyor, milletimiz yoksullaşıyor.

SAĞLIK BAKANI, SORUMLULUĞU YİNE MİLLETE ATIYOR

Sıhhat Bakanı çıkmış, ‘bizlere ne oldu; maske, mesafe hikayesinde birbirimize örnektik’ diyerek, sorumluluğu tekrar millete atıyor. Reel olay sayılarını aylarca milletten kim sakladı? Siz saklamadınız mı Sayın Bakan? Sayenizde, TÜİK hala Ölüm ve Göç İstatistiklerini yayımlayamıyor. Siz reel tabloyu kararttıktan sonrasında, ulus salgını hafife alıyor diye suçlayamazsanız. Bir lafımız de milletimize… Bilimin emrettiği bütün tedbirleri herkesle almak zorundayız. Hele hele okullarımız açılmışken, yavrularımızın sağlığını daha oldukca düşünmek zorundayız. Okulların açılması önemlidir, öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olsun. Sadece okulları aleni tutabilmemiz oldukca daha mühimdir. Aksi şekilde bir kuşağı kaybedeceğiz. Türkiye’miz esasen oldukca süre ve kaynak yitirdi. Daha fazlasını kaybedemeyiz. Erdoğan şahsım hükümeti, bu milletin sırtında ağır bir yüke dönüşmüştür. Türkiye’nin bu yükten kurtulması için, üç yeniye ihtiyacı var. Yeni kurallar, yeni kurumla ve yeni kadrolar. Hepimiz bu üç yeniyle milletimizi hak etmiş olduğu huzur seviyesine çıkaracağız. Yeter ki artık sandık milletin önüne gelsin. Milletimiz esasen her insanın ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Sandık ulaştığında de asil milletimiz, Erdoğan ve ufak ortağına tasdiknamelerini verecek. ”

Bir hanımla yaşamış olduğu diyaloğu gülerek özetleyen ve reaksiyon çeken Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’a yaptırım uygulanıp uygulanmayacağına yönelik soruya Öztrak, “Bu ifadeleri kabul edilemez. Kendisi de özür dilemiştir. Sayın Özcan’ın durumunu MYK toplantımızda değerlendireceğiz” cevabını verdi.