Bahçeli’den laiklik çıkışı: AKP’li isme ‘hastalıklı’ dedi

0
12
Devlet Bahçeli Resul Tosun

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, eski AKP Mebus Resul Tosun laiklik anayasadan çıkarılmalı önerisine “hastalıklı ve hasarlı zihniyet” laflarıyla reaksiyon gösterdi.

Bahçeli, “Bu görüşü seslendiren yahut yardımcı verenler Türkiye Cumhuriyeti’nin müessese temellerini dinamitlemek isteyen, kurucu emanetleri kundaklamak için gün sayan hastalıklı ve hasarlı zihniyetlerdir” dedi.

“Bilinmelidir ki, ne dinimize söz söyletiriz, ne de Cumhuriyet’in Laiklik sütununu kırdırırız” ifadelerini kullanan Bahçeli, “Fena niyet sahipleri sabırları sınayıp sınır ihlali yaparak milletimizin sinir uçlarıyla oynamaya kalkışmamalıdır diye konuştu.

Resul Tosun, Yıldız gazetesindeki yazısında “90 yıldır dindarlara yaşamı zehir etmeye çalışanların ve camiası İslam’dan uzaklaştırmaya çalışanların tek gerekçeleri laiklik. İşte tam da bundan dolayı istismarı önlemek için laiklik ilkesi bütün çağıl ülkelerde olduğu şeklinde ya anayasadan çıkarılmalı veya istismarı engelleyecek netlikte tanım edilerek yer almalıdır,” ifadelerini kullanmıştı. Tosun, “Her münasebette sözcüleri laikliği bahana ederek İslam dininin toplumda ve devlette etken olmasından yahut görünmesinden rahatsız olmaktadırlar. Son olarak Devlet Bahçeli Bey bu zihniyete karşı oldukca sert bir yanıt verdi,” diyerek Bahçeli’yi de kendisine dayanak yapmıştı.

DİYANET MESAJI

Bahçeli’nin meydana getirdiği izahat şöyleki:

“Ülkemiz on seneler süresince sığ ve kısır tartışmalarla meşgul edilmiş, gücü ve enerjisi her zaman surette içe dönük mevzu başlıklarında harcanmıştır.

Ulusal ve tinsel değerler eksenine tutunan sert kutuplaşmalar bazen tehlikeli boyutlara ulaşarak ulusal birlik ve dayanışma ruhuna zarar vermiştir.

Bu esnada birbirimize çatık kaşla bakıyorken, haricimizdeki birilerine, hadiselerin bilenmiş akışına müdahale ve mukabelede ne yazık ki geç kalınmıştır.

Köprülerin altından sular hızla akıyorken, hala köprü üstünde cepheleşme hastalığına maruz kalmak talihsiz ve esef verici gelişmelere davetiye çıkarmıştır.

İnanç, mezhep, etnik ilinti, dil ve orijin gerilimlerini taammüden kamçılayan, sonunda insanlarımızın gönül ve muhabbet bağlarını koparmak için gerginlikleri körükleyen fırsat düşkünleri işin özünde ateşle oynamışlardır.

Bir tarafta Laikliği siyasal hesapları için acımasızca kötüye kullanma edenlerle, diğer tarafta sulh ve kardeşlik dinimizin evrensel mesajlarını çarpıtanlar, görüntüde ayrı, gerçekte aynı pis maksada kilitlenmiş mutaasıp kafalardır.

Özellikle anlatım etmek lazımdır ki, kimin Müslüman kimin münafık; kimin mümin kimin münkir bulunduğunu belirleme ve ayrım etme rolü fani insana verilmiş bir ruhsat değildir.

İslam tolerans dinidir.

Rahmet elçisi Efendimizin yaşamı, hadisleri; akıl, hakkaniyet ve haysiyetle pekişmiş işlem ve mücadelesi hepimize örnektir.

Rahat bir topluluk yaşamı için tolerans altın bir alışkanlık kalıbıdır.

Tahammülsüzlük zehirdir, girmiş olduğu bedeni ve zihni devamlı mahvedecek, bir müddet sonra da nefret salgınına dönüşecektir.

Içsel tolerans acziyet değil, mükâfatını Tanrı’tan bekleyen ve dileyen ihlaslı bir teslimiyet halidir.

Hem de tolerans demek; asla kimseyi ayıplamamak, kırıcı ve aşağılayıcı olmamak, değişik itikat ve düşüncelere hoşgörme işaret etmek anlamına gelir.

Haysiyetli ömründe Resullullah kötülüğe bile kötülükle yanıt vermemiştir.

Nitekim hoş kabul eden devamlı hoş görülmeye müstahaktır.

Camilerimizin, mescitlerimizin, cemevlerimizin düzmece anlaşmazlıkların ve sanal ihtilafların merkez üssü haline getirilmesi ağır bir vebaldir.

Onun ölüsü camiye girmemeli, bunun cenaze namazı kılınmamalı çağrıları Tanrı’ın rahmet ve merhametiyle ters düşmektir.

Normal olarak böylesi bir tablonun sonu yar, kararı felakettir.

En iyisini hakkıyla bilen Cenab-ı Tanrı’tır.

Din değiştirmedikten ve birtakım haller zuhur etmedikten sonrasında bir Müslüman’ın ölüsüne yahut dirisine iyi mi yaklaşılacağı, iyi mi davranılacağı bellidir.

Sevmediğimiz birisinin Camiye sokulmasına, cenaze namazının kılınmasına itiraz etmek demek Türk ve İslam düşmanlarının oyununa gelmek anlamına gelir.

Düşüncesini, fikriyatını, fiillerini, söylediklerini, yazdıklarını tasvip etmediğimiz herkesin, insan olmaktan meydana gelen hakları vardır ve hepimiz bu haklara saygıyla sorumludur.

Tanrı indinde üstünlük takvadadır, kalpleri bilen ve kabul eden yalnızca Tanrı’tır.

Son zamanlarda gazetelerde ve tv ekranlarında baş yayınlayan endişe verici kamplaşmanın devamı, hatta genişlemesi halinde ulusal ve tinsel yaşantımız bir plan dahilinde yürütülen tahrik ve rahatsızlık kampanyalarının girdabına kapılacak, bunun bedeli de vahim olacaktır.

Bugünkü nazik ve duyarlı dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığımızı ve Laikliği eş zamanlı olarak sıcak tartışmaların içerisine sürüklemek Türkiye’nin aleyhine kulis icra eden, felaket senaristliği hazırlayan zalim mihrakların eline koz vermektir.

Türkiye bu karanlık tünelden hızlıca çıkmalıdır.

Bir başka problem ise Laikliğin Anayasa’dan çıkarılma meselesidir.

Bu görüşü seslendiren yahut yardımcı verenler Türkiye Cumhuriyeti’nin müessese temellerini dinamitlemek isteyen, kurucu emanetleri kundaklamak için gün sayan hastalıklı ve hasarlı zihniyetlerdir.

Laiklik dinsizlik değildir.

Kavramsal çatısı dinle çatışmalı da görülmemelidir.

Türkiye laik, toplumsal ve hukuk devletidir. Ulus, Müslümandır.

Her insanın dini itikat ve vicdan hürriyetine saygı hissetmek asıldır.

Bilinmelidir ki, ne dinimize söz söyletiriz, ne de Cumhuriyet’in Laiklik sütununu kırdırırız.

Fena niyet sahipleri sabırları sınayıp sınır ihlali yaparak milletimizin sinir uçlarıyla oynamaya kalkışmamalıdır.

Din Tanrı’ındır, Müslüman Türk milleti mukaddesatı üstünde karalama yapmak için devreye girenlere müsaade etmeyecektir.

Asla kimse üzerine görev olmayan mevzularda fetva makamı şeklinde hareket etmeye heveslenmemeli, 2023 vizyonumuzun hızını suni gündemlerle kesmeyi de aklından geçirmemelidir”