Ahmet Akıllı Üçok’tan Yargıtay’ın Balyoz sonucuna reaksiyon: Hukuktan uzaklaşan bir Yargıtay ile karşı karşıyayız

0
38
Ahmet Zeki Üçok

Yargıtay, FETÖ’nün kumpası Balyoz davasında bir kısım sanık için beraat kararlarını bozdu. 16. Ceza Dairesi; Çetin Dünyaya gelen, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, İhsan Balabanlı, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Güvenilir Küçükkılıç’ın yine yargılanması gerektiğine karar verdi.

Yargıtay’ın gerekçeli kararını inceleyen ve kendisi de davanın sanıklarından olan emekli askeri hakim Ahmet Akıllı Üçok, Yargıtay’ın AYM kararlarını tanımama kompleksinin karara yansıdığını belirtti. Üçok, kararın FETÖ kumpaslarını savunanların tesirini taşıdığını söylemiş oldu.

Üçok’un, Cumhuriyet’ten Sulh Terkoğlu’na mevzuyla alakalı icra ettiği açıklamalar şöyle:

Yargıtay, bozmuş olduğu kararda “Bu kişiler darbe yapamadılar fakat darbe yapmak için anlaşmışlardı, bu suçtan cezalandırılsınlar” dedi. Siz bu karar için ne diyorsunuz?

FETÖ gösterim organlarının ‘Balyoz Darbe Plan Semineri’ diye takdim etmiş olduğu bu kumpas davası, aslen Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2003 Yılı Tatbikatlar Programı Kitabı’nda yer edinen ve her sene planlı olarak meydana getirilen 1. Ordu Komutanlığı Plan Semineri’dir. 25 Mart 2003 tarihindeki netice tutanağına bakılırsa, plan seminerine icracı olarak 147 (26 general, 121 subay), müşahit olarak 15 (3 general ve 12 subay) olmak suretiyle toplam 162 personelin katılmış olduğu emin. Peki, bu seminere bir tek 162 birey katılmışken ve bu seminere katılanlardan bir tek 48 birey ile alakalı dava açılmışken (124 birey, bırakın sanık yapılmayı, şahit olarak bile dinlenmemiştir), neden tam 367 birey sanık yapılıp senelerce tutuklu kaldı ve ‘hükümeti devirmeye girişim etmek’ suçundan 18-20 sene hapis cezaları aldı? Buradaki gaye, her sene planlı olarak meydana getirilen bu seminer bahane edilerek, FETÖ üyesi askerlerin önündeki en büyük mani olan TSK’nin en kıymetli generallerini, amirallerini, subay ve astsubaylarını tasfiye edip 15 Temmuz darbe girişimine fiilen katılan generallerin, amirallerin, albayların önünü açmaktır.

‘Bir tek başarı göstermiş olmadılar, TSK’yı ele geçirdiler’

Başarıya ulaşmış olduklarını düşünüyor musunuz?

Evet. TSK’nin en kıymetli tam 985 personelini tasfiye ettiler. Bir tek başarı göstermiş olmakla kalmadılar, devamında Askeri Casusluk, Amirallere Suikast, Poyrazköy şeklinde birçok kumpas davası daha kurgulayarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ele geçirdiler.

Balyoz davasının kumpas olduğu ortaya çıkmış ve tüm sanıklar beraat etmişti. Sonrasında ne oldu da bir tek 7 birey ile alakalı savcılık temyize gitti?

Anayasa Mahkemesi (AYM), ders niteliğindeki hukuki gerekçelerle bu davanın kumpas bulunduğunu ifade etti. Yine yargılama meydana getiren Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin ihlal sonucunda yer edinen tanıkların dinlenmesi, dijital delillerin sahteliği şeklinde bütün eksikleri giderip oldukça doğru bir karar vererek bütün sanıkları beraat ettirdi. Fakat başta bu ülkenin başbakanı olan Binali Yıldırım ve Bülent Arınç olmak suretiyle birtakım siyasetçiler, geçmişte FETÖ kumpaslarını canhıraş korumak için çaba sarfeden birtakım gazeteciler ve müstesna şahsiyetler, “sapına kadar Balyoz vardı, FETÖ’cüler sulandırdı” şeklinde benzeri öyleki bir gürültü kopardılar ki, savcılık makamı 367 sanıklı Balyoz davasından cımbızla çekmiş olduğu 7 birey ile alakalı beraat kararlarının bozulması için temyize gitti.

‘Binali yıldırım olmazı olur yapmış oldu’

Binali Yıldırım’ın açıklamaları için ne diyorsunuz?

Bülent Arınç’ın FETÖ üyeleri ile alakalı görüşleri kamuoyunca bilinen. FETÖ kumpaslarını korumak için çaba sarfeden gazetecileri ve bilinen şahsiyetleri bir kenara bırakıyorum. Ben bu ülkede bakanlık, başbakanlık, Meclis başkanlığı şeklinde çok büyük görevlerde bulunmuş olan Binali Bey’in, kendisinin de içinde bulunmuş olduğu seçilmiş hükümete karşı meydana getirilen 15 Temmuz kanlı darbe girişimine giden yolun taşlarını döşeyen Balyoz ve benzeri FETÖ kumpaslarının amaçlarını kavrayamamasını ve başbakanı olduğu ülkenin Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını yok saymasını, ‘sapına kadar Balyoz vardı’ demesini anlayabilmiş değilim. Şimdi biz de çıkıp o gemilerde ‘altına kadar bilmiyorum ne vardı’ desek doğru olur mu, hiç olmaz; bu şekilde düşünüyor muyuz, hayır. Fakat Sayın Binali Yıldırım, AYM tarafınca da teyit edilen 2 binden fazla sahtekârlığa ödenek olmazı olur yapmış oldu ve “sapına kadar Balyoz vardı” diye açıklamalarda bulunmuş oldu. ü

Yargıtay’ın “Darbe yapmak için anlaşmak suçundan yargılanmaları icap eder” sonucuna ne diyorsunuz?

Bu sonucu, Yargıtay’ın AYM takıntısının bir yansıması olarak görüyorum. Biliyorsunuz ki vatanımızda bir bakıma Yargıtay’ın ve HSK’nin yol verdiği, AYM kararlarını takmama, uygulamama modası var. AYM, Balyoz davasında verdiği ihlal sonucunda “Gazeteci tarafınca Cumhuriyet savcılığına teslim edilen 11, 16 ve 17 No’lu CD’ler ile Gölcük Donanma Komutanlığı’nda bulunan 5 No’lu hard disk ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde bulunan flash bellekte yer edinen dijital verilerin feyk olarak oluşturulduklarını, bu verilerde pek oldukça manipülasyon yapıldığını, müdafaa tarafından yurtiçi ve yurtdışındaki muhtelif üniversite ve bağımsız kuruluşlardan alınan bilirkişi raporlarında mahkûmiyet kararının temel dayanağı olan dijital verilerdeki manipülasyonların ortaya konulduğunu ve dijital veriler üstünde iki bine yakın çelişkinin ortaya çıkartıldığını…” demiş (16. Daire bozma sonucu, sayfa 2).

‘Kumpası yok saydılar’

Yargıtay, bozma sonucunda, AYM tarafınca içinde 2 bine yakın sahtecilik bulunan dijital verilerin kanıt kıymeti taşımadıklarını açıkça belirttiği bu sonucuna değişik bir şey mi demiş?

Maalesef evet. AYM’nin bu kararını yok saymış, sallamamış ve anayasa takıntılı Yargıtayımız bozma ilamının 33. sayfasında “ORAJ, ÇARŞAF, SAKAL, SUGA şeklinde faaliyetleri ihtiva ettiği iddia olunan 11, 16, 17 No’lu CD’ler ile Gölcük Donanma Komutanlığı’nda bulunan 5 No’lu hard disk ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde meydana getirilen aramada bulunan flash hafıza üstünde yaptırılan bilirkişi incelemeleri ve alınan raporlara bakılırsa bu dijital verilerdeki çelişki ve yanlışlıklar sebebiyle verilerin hukuka aykırı olarak üretilmesi yahut değiştirilmesi ihtimallerinin bulunmuş olduğu elbet denetlenmelidir. Mevzubahis dokümanların, AYM’nin sonucu çerçevesinde denetlenmesi cihetine gidilmeden kategorik olarak kanıt kıymeti taşımadıkları yönündeki kabulde isabet bulunmamaktadır” diyerek FETÖ’nün Balyoz kumpasını yerle bir eden onlarca bilirkişi raporunu, dijital verilerdeki binlerce sahtekârlığı yok saymış ve yine bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine karar vermiştir.

Yargıtay, 367 Balyoz sanığı içinden bir tek bu 7 ferdin darbe suçu işlemek için antak kalma yaptıklarına iyi mi karar vermiş?

Yargıtay’ın bozma kararının 23. sayfasında “… Genelkurmay Başkanlığı’nın 14 Nisan 2010 tarihindeki yazısında 1. Ordu Plan Seminerinin … meydana getirilen sunumlarının ve tespit edilen mühim unsurların neler olduğu, netice ve teklifler bölümüyle sonlandırıldığı 26 Mart 2003 tarihinde Genelkurmay 2. Başkanı tarafınca hukukçulara incelettikten ve alakalı birimlerin görüşü alındıktan sonrasında Genelkurmay Başkanı’na arz edilmiş olduğu ve onaylandığı anlaşılmaktadır” yazıyor. Bu ne anlama gelir; seminerde meydana getirilen sunumlar dahil bütün seminer Genelkurmay Başkanlığı’nca kısaca Orgeneral Hilmi Özkök tarafınca müsait bulunmuş ve onaylanmış anlama gelir. Fakat Yargıtay, plan seminerleri hikayesinde Genelkurmay Başkanlığı’nın bu kararını da yok sayarak bir seminer uzmanı edasıyla toplam 42 sunum konuşmasının içinden seçtiği 12 general ve albayın konuşmalarını uzun uzun yazmış ve ‘olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo’ kapsamında meydana getirilen ve de Genelkurmay Başkanlığı’nca seminer kapsamında yapıldığı kabul edilip onaylanan bu konuşmaların kabahat teşkil ettiğini değerlendirmiş fakat ne hikmetse bir tek 7 kişisini darbe yapmak suçunu işlemek için antak kalma yaptıklarına karar vermiş. Peki, madem bu şekilde bir karar verdin, niçin bu semineri onaylayan, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök için suçlamada bulunmadın, tek bir kelime etmedin?

‘Ceza verilmesini kafaya koymuşlar’

2003 tarihinde yürürlükte olan eski ve şimdiki ceza kanununda “Amaçlanan kabahat işlenmeden yahut antak kalma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan ilkin bu ittifaktan çekilenlere ceza verilmez” yazıyor. Peki, şimdi ne olacak?

Her iki kanunda da aleni olarak ceza verilmezlik şartı yazılmış. Yargıtay burada bir adım daha ileri giderek AYM kararını takmadığı şeklinde kanun hükmünü de yok sayıyor. Kendi yazdığı bozma kararının 36. sayfasında açıkça “Üstünde anlaşılan plan doğrultusunda, gerek kabahat tarihinde mer’i 765 sayılı TCK’nin 147. gerekse yargı tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen kabahat yönünden, direkt doğruya icrasına başladıklarının kabulünü olası kılan aşamaya müncer olmadığı/olamadığı açıktır. Bu nedenledir ki gaye suçlar bakımından sanıkların eylemleri girişim aşamasına ulaşmayan hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirileceğinden anılan suçların oluşmayacağının…” diyor. Fakat sonrasında “bu suçu işlemek için 7 birey anlaştılar, onları yargıla” diyerek, mahalli mahkemeye direktif vererek kanunun hükmünü yok sayıyor. 2003 senesinde darbe olmamış, tahkikat açılmamış, bu 7 ferdin nerede ise hepsi emekli olmuş, evinde oturuyor; bu kanun hükmüne rağmen Yargıtay neye dayanarak yargıla ve ceza verilemez hükmünü tatbik diyebiliyor? Yargıtay, bu kişilere ceza verilmesini o denli kafaya koymuş ki ceza verilemez hükmünün uygulanmaması için gerekçe olarak da 36. sayfada “…somut vakada çekildiklerine dair müdafaa, kanıt, somut olgu yahut davranışı belirlenemeyen sanıklardan ittifakın farkına varılması üstüne, bir kısmının emekliliğini istediği, bir kısmının da askeri şûrada re’sen emekli edildiğinin anlaşılması karşısında 765 sayılı TCK’nin 171/3. ve 5237 sayılı TCK’nin 316/2. maddelerinin uygulanma yeri bulunmadığı da gözetilerek…” yazıp kesinlikle cezalandır diye direktif veriyor. Önündeki kadroların dolu olması ve dördüncü yılı dolup düzgüsel emeklilik sırası geldiği için YAŞ sonucu ile emekli edilen Çetin Dünyaya gelen ile alakalı, tek bir yasal kanıt göstermeden, 2003 yılına ilişik tek bir sayfa YAŞ sonucu göstermeden, 2003 senesinde YAŞ üyesi olan tek bir şahit beyanı göstermeden, tam 19 sene sonrasında “darbe yapamasın diye emekli edildiğini”, Behzat Balta’nın “darbe ittifakı farkına varıldı diye emekliliğini istediğini” öne sürüyorsunuz. Hayırdır sizlere gökten vahiy mi geldi? İstiareye mi yatınız da YAŞ’ın bu halde karar verdiğini, Behzat Balta’nın bundan dolayı emekliliğini istediğini ileri sürüyorsunuz? Sayın başkan, sayın üyeler, gerekçeli kararınızda yazmışsınız; maddi vakıa, şüpheye yer bırakmayacak deliller, tinsel faktör, olayın oluş biçimi vesaire vesaire… Sonrasında tek bir yasal kanıt göstermeden ‘yargılayın bu tarz şeyleri’ diyebiliyorsunuz. Yapmayın, günahtır, bizleri düşünmüyorsanız bari hukuk fakültelerinde okuyan binlerce hukuk öğrencisini düşünün, onlara fena misal olup heveslerini kırmayın.

‘Ilginç ve tutarsız bir karar’

Netice olarak bu karar ne idrak etme geliyor?

Ne yazık ki hiç bir yasal kanıt göstermeden, adeta niyet okuyarak insanların kabahat işlediklerini öne sürecek ve buradan hareketle aslı astarı olmayan kabahat isnatlarında bulunacak kadar hukuktan uzaklaşan bir Yargıtay ile karşı karşıyayız.  Yargıtay, isimlerini zikrettiğim birey ve çevrelerin etkisinde kalmış olarak AYM’yi, yürürlükteki kanunları yok sayarak ve hatta kendini inkar ederek, bir tek ve bir tek FETÖ kumpasçılarını sevindirecek, onlara müdafaa mekanizmaları sağlayacak hukuk dışı, niyet okuyarak yargı kuran çelişkiler dolu ilginç bir karar vermiştir.